Sayfa 1/2 12 SonSon
16 sonuçtan 1 ile 12 arası

Konu: Maneviyat

  1. #1
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    7.391
    Teşekkür Teşekkür 
    8.177
    Teşekkür Toplam Teşekkür 
    14.670
    Toplam Teşekkür
    5.355 Yazısı Teşekkür aldı

    Standart Maneviyat

    Burada benim ufkumu açan insanlardan birisi olan sn İsmail Kazdal'ın bazı görüşlerini paylaşmak istiyorum... Kendisi bence siyaseten miyoptur ama ilmi açıdan ise Türkiye'deki ender kişilerden biridir... Konuları tartışmak serbest, herkes fikrini yazabilir... Sataşmak ve hakaret etmek yasak tabiki...

    Bu topikte dini konular dışında konular (siyaset, ekonomi vs.) tartışılmazsa sevinirim... Diğer topik çorba olduğu için burayı açtım... Konuları sulandıranlara ve objektif olarak sorular sormayanlara cevap vermeyeceğim... Her zaman ki uyarımı en baştan yapayım;

    EN DOĞRUSUNU YALNIZCA ALLAH BİLİR
    Konu para olduğunda herkesin dini aynıdır.

    Voltaire

  2. The Following User Says Thank You to enorton For This Useful Post:


  3. #2
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    7.391
    Teşekkür Teşekkür 
    8.177
    Teşekkür Toplam Teşekkür 
    14.670
    Toplam Teşekkür
    5.355 Yazısı Teşekkür aldı

    Standart

    İNSAN
    Soru: insan (cin değil ) olmanın değeri nedir. İnsan olmamak için, neden mahlukatların en şereflisi olduğu bildirilen insan kaçmaktadır vazifesinden.

    Cevap: İnsan nedir, ne değildir sorusunu karşılamak için önce insanın yaratılışıyla ve gelişmesiyle ilgili birkaç ayeti arka arkaya verelim, ondan sonra da o ayetlerin açılımını yapmaya çalışalım.

    İsmi verilmiş Sûrenin ilk âyetlerinde insan için şöyle bir yaratılış başlangıcı çizilmektedir:”İki ayaklı yaratık halinden insana dönüşünceye kadar üzerinden uzun bir zaman geçmedi mi? Doğrusu o ki, Biz, insanı halden hale geçirdiğimiz karışık bir nûtfeden yarattık sonra da denemek ve sınamak için ona göz ve kulak verdik. Ona doğru yolu da gösterdik, o ya şükredici ya da inkârcı olur.”(İnsan:1-3)

    “İnsanı elle tutulmaz ve gözle görülmez miniklerden minik bir cevher olan nutfeden yarattı ama o kendisini yaratanla apaçık bir rekabet hali içindedir.” (Nahl:4)

    “Yüce şanım hakkı için, biz insanı çamurun içinden süzüp getirdiğimiz bir özden yarattık ve sonra onu nutfe olarak Andolsun ki, biz insanı çamurun özünden, değişmiş cıvık bir balçıktan yarattık. Cinleri de daha önceleri yakmayan dumansız ateşten yaramıştık. Bir zamanlar Rabbin meleklere: “Ben çamurun özünden ve balçıktan insanı yaratmaktayım. Ruhumdan üfleyerek yaratılmayı tamamlandığımda ona secde ile itaat edin...” (Hicr:26-29) sağlam bir karar yerine koyduk.” (Müminin:12)

    “İnsan bizim kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmüyor ve üzerinde düşünmüyor mu ki, bizle rekabet etmeye, yerimizi almaya çalışıyor?” ( Yasin:77)

    “İnsanı sanki ateşte pişirilmiş gibi görünen bir çamurdan yarattı. Bir dumansız ve yakmaz ateşten de can verdi.” (Rahman:14-15)

    “İnsan neden yaratıldığını bir iyi düşünsün.” (Tarık:5)

    “İnsanı çeşitli evrelerden geçirerek pıhtılaştırdığı bir sudan yarattı” (Alak:2)

    “Ey insanlar! Sizi bir tek cevherden yaratan, sonra da dişili erkekli çoğaltarak yaratmaya devam eden yüce Rabbinize karşı gelmekten sakının...” (Nisa:1)

    “O’ dur sizi bir cevherden yaratan, eşini de aynı cevherden yaratarak ona ısınmanı sağlayan...”
    “Rahimlerde sizi istediği gibi biçimlendiren O’ dur.” (Bakara:6)

    “Yine O, öyle bir Allah’tır ki, Sizi tek bir cevherden yarattı..” (Enam:98)

    “Sizi yarattık, sonra şekillendirdik...” (Araf:11)

    “Sizi bir tek asıldan ya da cevherden yaratan, aynı asıldan da kendilerine huzur ve sükûn veren eşler sunun O’ dur...” (Araf:189)

    “Ve düşün o vakti ki,, Rabbin meleklere şöyle demişti:”Ben kupkuru çiğ bir hamurdan şekillenmiş balçıktan bir beşer yaratacağım. Ona şeklini verdiğim ve ruhumdan üflediğim zaman, hemen onun önünde secdeye kapanın.” (Hicr:28-29)

    “Şanım hakkı için, biz insanı çamurdan süzülüp çıkarılan bir özden yarattık. Sonra da onu nutfe halinde muhafazalı bir yere yerleştirdik. Sonra da nutfeyi alâkaya çevirdik. Derken o alâkayı bir çiğnem et haline çevirdik. Arkasından da o bir çiğnemlik etin içine bir takım kemikler yerleştirdik. Ardından da kemiklere etler giydirdik. Daha sonra başka aşamalardan geçirerek yaratılışı tamamladık. Yaratıcıların en güzeli olan Allah yücelerin yücesidir” (Müminin:12-14)

    “O’ dur beşeri sudan yaratan ve onu iki cinse ayırıp birbirlerine yaklaştırarak nesli çoğaltan.”(Furkan:54)

    “O’ dur her şeyi güzel yaratan ve insanı çamurdan yaratmayı başlatan. Sonra da çamurdan süzdürülüp çıkartılan bir özden ve hakir bir sudan nesilleri çoğaltan. Sonra onu kendince düzenleyip içine ruhundan üfleyen ve sizlerin görmesi için göz, duymanız için kulak yaratıp düşünmenizi sağlayan. Ne kadar az şükrediyorsunuz öyle!” (Lokman:7-9)

    “Rabbin meleklere “Haberiniz olsun ben şu anda çamurdan bir beşer yaratmaktayım, yaratmam bitip ona ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona itaat ve secde edin” dediği zaman.” (Sad:71-72)

    İnsanın yaratılması ile ilgili ayetlerin büyük bir bölümünü arkası arkasına sıraladık yukarıda. Bir mutasyon, bir evrim, bir gelişim arz ettiği görülüyor insanın yaratılış seyrinde. Öyle bir yaratılış evrimi ki, varlığın yaratılışını da içermektedir.
    Bir bakıma varlığın yaratılma yasaları insanın yaratılması ile aynı vasıfları ve aşamaları içinde taşıyor. Varlığın yaratılışı yasalarını ve aşamalarını yaratılış ve yaratıcı kelimelerinin içlerini doldurma ve itikadî deyim haline getireceğimiz bölüme bırakarak, biz dikkatlerimizi insanın yaratılması konusuna çevirelim.

    İnsan dört varlıktan meydana geliyor ayetlerin çizdiği yaratılış resmine göre. Bunlar, toprak, su, hava ve ateş ya da ısı veya sıcaklıktır. İnsanda toprakta, suda, ateşte ve havada ne kadar cevher bulunuyorsa hepsi cem olmuş, toplanmıştır. Onun için insana bütün varlıkların toplamı dense yeridir. Yalnız diğer bütün yaratıklardan bir büyük farkı var ki, o fark da kendisine ruh üflenen tek yaratık olmasıdır. Bu yaratılışın yalnız insana ait son merhalesine geleceğiz ilerdeki satırlarda.

    İnsan ve de bütün yaratıkların aynı “DNA” lardan geldiği ya da var olduğu artık günümüzde bilinmektedir. Su, toprak, hava ve ateş işte bu oluşumun bütününü içinde barından bir dörtlüdür.

    Günümüzde toprağın, suyun ve ateşin içindeki cevherler (Kuranî deyimle melekler) in bir çoğu bilinmektedir. İşte insanın ve diğer camit (Taş ve toprak gibi varlıklar) olmayan yaratıkların var oluşu bu dörtlünün birleşmesinden meydana gelmiştir. Toprak suyla karıştırılıp çamurlaştırılmış, sonra da biçimlendirilerek ateş ve ısı ilave edilmiş, sonra da hava verilerek canlandırılmıştır. Kaba hatları ile insanın ve diğer canlıların biyolojik var oluşu işte bu terkipten ibarettir. Toprağı ve suyu oluşturan cevherler, (bakteriler, çeşitli mikroplar ve moleküller) bir araya getirilmiş ve sonra da ısı verilerek canlılar yaratılmıştır.

    Çamur ve balçık sembolik ifadelerdir. Yaratılışın anlatılması için kullanılmış tariflerdir. Topraktaki cevherlerle sudakilerin birleşerek pıhtılaşmasını, katılaşmasını anlatmak için çamur ve balçık deyimini kullanmıştır Kuran. Su, toprak cevherlerini mas ederek, içselleştirerek pıhtılaşmış, yani Kuranî deyimle Alâkalaşmış, yaratıcılık yasalarına ve bir düzeneğe göre ısıtılarak canlanmıştır.

    Yüce Rabbimiz bu içinde bulunduğumuz evreni, kâinatı, kozmosu bütün teferruatlarıyla birlikte altı günde yarattığını buyurmaktadır.
    Elbette bu zaman bizim bildiğimiz zaman değildir. Her bir gün belki de milyarlarca yıla işaret etmektedir. Demek ki, bu altı gün deyimini de altı devre, altı aşama, altı kademe diye alabilir ve algılayabiliriz.

    Her bir devre bir takım vasıfları da ifade etmektedir. Daha doğrusu, varlık çeşitlenmesi farklılıklarını belirtmiş olabilir her bir devre. Her devreyi birbirinden ayıran faktörlerin değişik varlıklar, yahut varlıkların öncelikleri ve sonralıkları olarak anlayabiliriz. Yani, su devri, toprak devri, bitki devri, Dinozorlar devri, canlı bir çok başka varlıklar devri ve insan devri olarak tasnif edebiliriz altı günü. Biz insanın yaratılmasıyla ilgiliyiz. Onun için varlığın yaratılmasını varlığın yaratılışı bölümüne bırakıp yolumuza devam edelim.
    İnsan kâinattaki bütün görülen görülmeyen cevherlerin, büyük ve küçük bütün organizmaların toplamından oluşmaktadır demiştik yukarıda. Her türlü maddenin moleküllerinin insanda toplanması elbette ki bir takım maksatlar içermektedir. Varlığın ve insanın yaratıcısının bir planlaması insanı bütün varlıkların taşıyıcısı yapmıştır. Üstüne üstlük bir de kendisine ruh üflenmiştir. İşte, çamurdan, balçıktan, bir kıyımlık etten, üzerine et giydirilmiş kemiklerden oluşan yaratık kendisine ruh üflendikten sonra vasıf olarak diğer canlılardan farklı hale gelmiş ve adına insan denmiştir yaratan tarafından.
    Şöyle bir sıralama ile anlatabilmek mümkündür insanın yaratılışını. Su çeşitli evreler sonucunda bütün varlıkların cevherleriyle adeta kimyasal oluşumlarla koyulaşmış, şekillenmiş, kendisine ısı verilerek canlandırılmış bildiğimiz ve bilmediğimiz canlılar biyolojik olarak böylece oluşmuştur.

    Sonra oluşan bu canlıların nesillerinin biyolojik devamını sağlayan yaratılış kanunları devreye girmiş ve canlıların ve bu arada sonradan insan olarak anılacak yaratığın nesilleri sürüp gitmiş ve sürüp gitmektedir.
    Nesillerin devamını sağlayan süreci herkes bilmektedir. Eğer Kuran’ın benzetmeleriyle anlatacak olursak, çamur ve balçıktan yaratılmış, ana rahminde can verilmiş, sonra biçimlenmiş ve en sonunda da İlâhî ruhtan üflenmiştir kendisine.
    Biraz daha açacak olursak, varlığın bütün cevherleri suyla birleşince çamurlaşmış (Meninin toprak koktuğunu unutmamak gerekmektedir) sonra ana rahminde balçıkla, yani yumurtayla birleşerek canlı varlık haline gelmiş, sonra et parçasından ibaret bu canlı üzerine et giydirilmiş kemiklerle biçimlenmiş ve bildiğimiz canlılar biyolojik olarak var olmuştur. Camit dışında bütün varlıkların biyolojik varlıkları bu mutasyonla oluşmaktadır. Bir bakıma döllenme yoluyla var olmaktadır bütün canılar ve nesiller böylece devam edip gitmektedir.

    Evet. Arz kendi var oluş evrimini bitirdikten sonra, üzerindeki canlıların var oluşuna zemin hazırlamış, kendi zamanına üzerindeki yaratıkların zamanını katmaya başlamıştır. Bu varlıkların cinslerinin var oluş zamanlarına göre yaratılış günleri belirlenmiştir.
    Yaratıcı zamanına göre altı gün süren bu müddet, şimdi bizim içinde yaşadığımız zamana ulaşmış ve tanıdığımız tanımadığımız bu dönemin yaratıklarının fiziksel zamanı başlamıştır. Her ne yaratık tanıyorsak ya da varsa bu son günde, hepsi de aynen şimdiki fizik varlığı ile yaratılmıştır.

    Yani, virüsler ve bakteriler dışında hiçbir canlı, fizik mutasyona uğramamıştır. Beşer aynen, hayvanlar aynen, bitkiler aynen var olmuşlar ve varlıklarını sürdürmüşlerdir yüce yaratıcının son gününde. Bu son günün beşinci gün olduğunu düşünüyoruz. Altıncı günün ölümden sonraki yeniden dirilme zamanı olduğuna inanmaktayız. İçinde yaşadığımız ilâhî gün, bugün tanıdığımız ya da tanımadığımız bütün yaratıkların yaratılma günü ise, peki insan bu yaratılmanın neresindedir sorusunu soracak olursak, “fizik varlık olarak aynı bugünkü halindedir” cevabını verebiliriz. Tıpkı diğer üst düzey yaratıklar gibi bugünkü haliyle var olmuş ve fizik bir mutasyon “Değişim” geçirmeden zamanımıza kadar gelmiştir ve sonsuza kadar da böylece devam edip gidecektir.

    Peki fizik olarak diğer üst varlıklar gibi bugünkü haliyle yaratılmış beşerin diğer yaratıklardan farkı var mıdır varsa nedir ya nelerdir?

    Bizce özellikle yaratılmanın ilk zamanlarında hiçbir fark yoktur. Beşer de mesela tıpkı inek ya da fil ve daha sayısız hayvanlar gibi iç güdüleriyle yaşayan bir yaratıktır. O da diğer yaratıklar gibi yaşama, korunma ve zevk alma iç güdülerine sahip bir mahluktur.
    Bu haliyle cindir, sadece canlıdır ve onun için henüz insan değildir. Sorumsuz bir hayat yaşamaktadır. Çünkü sorusu, yani nedeni, nasılı niçini yoktur. İçgüdüleriyle yaşamaktadır.
    Böyle olduğu içindir ki, adeta bir cennet hayatıdır yaşadığı hayat. Çünkü başına gelen kötü halleri biçimlendirecek, dert haline getirecek irade ve seçim vasfı henüz yoktur. Ama bu vasfa en yakın yaratıktır. Dağlara taşlara ve her şeye yapılan sorumluluk alma teklifini kabul edebilecek yapıya sahip tek yaratıktır.

    Yüce yaratıcının “Şu anda ben bir insan yaratmaktayım, yaratılma tamamlanır tamamlanmaz ona secde ve itaat edin” şeklinde ifade buyurduğu gerçek, kendisine ruh üflenecek ve büyük bir sıçrama yapacak bir sona doğru gidişin anlatımıdır. Yani iki ayaklı ve diğer yaratıklar gibi iç güdüleriyle seçimsiz bir hayat yaşayan beşer insan olmaya doğru evirilmektedir. Bize göre yukarıdaki ilâhî ifade beşerin insanlaşmaya gidişini anlatmaktadır. İnsanlaştığında, yani ruh üflenip irade kazandığında İblis ya da Şeytan hariç, melekler ona itaat edeceklerdir. Çünkü onları ve yaratılmış her şeyi emrine alacak yetenek kazanmıştır sorumluluğu kabul ederek.

    Bir kez daha insan yaratılışının devamını sağlayan yaratılış sürecini hatırlarsak, yani, “Biz meninin içindeki bir nutfeden yarattık, ana rahminde can verdik, sonra biçimlendirdik, en sonra da ruhumuzdan üfledik” şeklindeki ilâhî ifadeyi hatırlarsak, göreceğimiz evrim şu olur inancındayız.

    Maddî yaratılış bittikten sonra ruh üflenmektedir ve insanın insan olarak macerası böylece başlamaktadır. Fizik varlık tamamlanmadan idrak oluşmamaktadır. Demek oluyor ki, fizik varlık idrak melekelerini ya da ruhu içinde barındıran bir taşıyıcıdır. Beyin ve beynin fonksiyonları konusunda yapılan son araştırmalar, insan yaratılışının keyfiyet evrelerini işaret etmektedir.
    Bu araştırmalara göre, ana rahmindeki bir cenin üç aylık olunca dış dünyayı algılamaya başlamaktadır. Yani, üflenen ilâhî ruh, fonksiyonunu ya da fonksiyonlarını icra etmeye doğru gitmektedir.

    Bir başka ifadeyle, genetik olarak getirmiş olduğu bilgilere, kendi yaratıldığı çevrenin yeni bilgilerini katmaya başlamaktadır ana rahminde ruh üflendikten sonra. Bir daha başka şekilde söyleyecek olursak, yaratılışla, var oluşla birlikte getirdiği nefsinin (Enfüs) bilgilerine, kendi nefsi dışındaki (Afak) bilgilerini ilave etmektedir fizik varlık yaratılışı bitip ruh üflendikten sonra.

    Demek oluyor ki, insanın kaderi kendisine üflenen ilâhî ruhla birlikte tamamen değişmektedir. Öyle bir değişimdir ki bu, bütün canlı varlıklardan ayrı bir tür haline getirmiştir onu. Üstelik de fizik yapısını hiç değiştirmeden olmuştur bu büyük farklılık.
    Beşer olarak adlandırabileceğimiz ve bize göre Kuran’ın cin olarak adlandırdığı iki ayaklı bir yaratıktan insanlığa geçiş üflenen ruhla birebir bağlantılıdır. Beşer kendisine üflenen ilâhî ruhla çok büyük bir sıçrama yapmış ve insanlık vasfına ulaşmıştır ya da daha doğrusu yüce yaratıcı tarafından ulaştırılmıştır.

    Böyleyse, üflenen ruh neyi ifade ediyor, hangi gerçeğe işaret ediyor? Beşer de diğer canlılarla birlikte onlar gibi tercihsiz, seçimsiz, iradesiz tek düze bir hayat yaşarken, seçimli, ikilemli ve iradeli bir hayata inkılap etmiştir kendisine üflenen ilâhî ruhla. O da diğer hayvanlar gibi, sorumsuz ve sorunsuz, biçimlendiremediği, isimlendiremediği bir hayatı yaşayıp giderken, birden içinde bulunduğu hayatı isimlendirmeye, tanımaya ve tanımlamaya başlamıştır. Meleklerin isimlendiremediğini, insanın (Adem’in) da isimlendirdiğini hatırlayın. Edep yerlerini fark ettiklerini ve hemence örttüklerini hatırlayın. Demek üflenen ruhla doğan ilk duygu hicap olmaktadır.

    İleride bu hicap kelimesini de kavramlaştıracağız inşallah.
    Üflenen ruhun mahiyeti üzerinde duracak olursak, üzerinde yorum yapılması en zor olan bu konuyu açıp açıklayacak olursak, iki ayaklı bir canlı olan beşeri insan boyutuna ulaştıran bir oluşum olduğunu söylemeliyiz önce.
    Yüce rabbimiz “Sana ruhtan soracaklar, de ki o Allah’tan bir emirdir ve insanoğluna ondan çok bir şey bildirilmemiştir” demektedir bir ayetinde. Üzerinde tartışma yapılması en zor konulardan biri olduğu işaret edilmektedir bu ayette. “Çok şey bildirilmemiştir” diyerek, bildirilen bir şeyler var demek istemektedir yüce Rabbimiz ama ulu orta tartışılmasının da zor olduğu ortadadır.

    Özellikle de beyin fonksiyonları üzerinde bilgi sahibi olunmadığı zamanlarda ve şartlarda sadece kafa karışıklığına sebep olur bu konudaki tartışmalar.
    Ama zamanımız artık bu konuyu tartışacak ve bir karara bağlayacak bilgi alt yapısına ulaşmış, müteşabih mahiyetli yukarıdaki ayeti çekinmeden yorumlayacak duruma gelinmiştir kanaatindeyiz. Onun için biz de çekinmeden tartışacağız bu çok mühim meseleyi.
    Çünkü insanı insan eden bir oluştur ruh üflenmesi olayı. Ancak ruh üflendikten sonra iki ayaklı bir canlı olan beşer insanlığa adım atmış ve düalist bir hayatın sorumluluğu şerefine ulaşmıştır.

    Hayvan cinsinden yaratıklarla birlikte aynen onlar gibi sorumsuz bir hayat yaşarken, kendisine ruh üflenmesiyle birlikte bütün canlıların çok üzerinde şerefli bir makama sıçramıştır. Evirilmiştir kendisine üflenen ilâhî ruhla. Evirilir evirilmez de sorumluluğu başlamıştır.
    Sorumluklarla birlikte sorumsuzluğun cennetinden çıkmış, yandığı piştiği, kanlar döktüğü dünya şartlarının eziyetli hayatına inmiştir. İşte iki yönlü insanın dünya macerası böylece başlamıştır.

    Seçme iradesinin külfetli, ama şerefli hayatı içine giren insan, yanlışı seçtiği, seçebildiği için ilk yaratılış fıtratı bozuldukça, ona sorumlu hayat şerefi veren yüce ve çok merhametli yaratıcı doğru yola gelmesini sağlayıcı nebiler ve resuller göndermiştir. (Resul başlığı içindeki bölümde açıklayacağız bu büyük müesseseyi.)
    İlk nebi ruh üflenerek bütün yaratıkların üzerine çıkarıldığı nesildeki Hz. Adem’dir. Onun için insan nesline Adem nesli denilmiştir.
    Nasıl olmuştur, daha doğrusu hangi aşamadan sonra oluşmuştur insanın insan olarak yaşadığı dünya hayatı. Bunun cevabı “Hani Rabbin meleklere ben şu anda insanı yaratmaktayım. Yaratılma tamamlanınca hemen ona secde (İtaat) edin” ve “İnsanın insan olarak anılacağı zamana kadar çeşitli evreler geçmiştir” şeklindeki ilâhî hitaptan anlaşılıyor.
    Daha önce de işaret ettiğimiz gibi, bugün insan olarak yaşamakta olan yaratık bizim fizik biçimimizle ruh üflenme alt yapısına ulaşmadan önce uzun bir süre hayvanlar gibi yaşamaktaydı. Ama insan olmaya doğru da yol almaktaydı ilâhî plan doğrultusunda.
    Dağlara taşlara teklif edilen fakat kabul edilmeyen sorumluluk alma aşamasına geldiğinde ya da yaratıcı tarafından getirildiğinde, bir başka ifadeyle ruh üflenme aşamasının son anına ulaştırıldığında artık sorumluluk taşıtan devreye girilmiş olmaktadır.
    Artık insan en az iki seçenekli iradî hayata başlamıştır. Ona iradî ve seçenekli hayat yaşatan sembolik ruh üfleme olayı gerçekleşmiştir.
    Şimdi sormak lazımdır. İnsana seçenekli bir iradî hayat yaşatan hassalar ya da vasıflar taşıyan araç veya araçlar nelerdir? İnsan hangi vasıflarıyla sorgulayıcı olabilir? Bilgileri neyle analiz ederek bilinç haline ulaştırmakta, yani kullanılır hale getirmektedir? Bilgileri tanımlayıp, isimlendirip kullanılır hale getiren insan hassaları nelerdir?
    Elbette ki akletme melekeleri yapmaktadır bütün analizleri.
    Yaratılma süreci bitip ruh üflendikten sonra “İsimlendir” ilâhî emrine muhatap oluyor insan. İsimlendirmek bir objenin, bir maddi varlığın ne işe yaradığını bulmaktır. Bir objeyi ne işe yaradığını buluncaya kadar isimlendiremez insan. Bir nesnenin ne işe yaradığını bulmak için elbette alternatifler arasında zihni faaliyet olarak gidip gelmek gerekmektedir. İşte bu zihni faaliyeti meydana getiren hassalardır üflenen ruh.
    Bir hayvanınkinde içgüdüsel olarak kurulan eşya canlı münasebetleri, insanda bilerek, tanımlanarak kurulmaktadır. İşte üflenen ruh analizler yaparak bilgiyi bilinç haline getiren hassalar yumağıdır. Kısaca, akletme melekeleridir üflenen ruh.
    Kendisine akletme melekeleri üflenmiş, böylece iradeli ve dolayısı ile seçenekli hayata geçmiştir insanoğlu. Üflenen ruhla kendisini yaratanı bulmuştur, idrak etmiştir insan. İnsandan gayri canlılar seçeneksizdir ve yaratıcı onları hangi görevler için yaratmışsa, itirazsız onları yerine getirirler. Yani melek ruhludurlar ve de sorumlulukları yoktur.
    Yüce rabbimiz öyle istemiş ve insanı dağların taşların taşıyamadığı sorumluluklara muhatap etmesi için ruhundan üflemiştir. Böylece sıfatlarına ortak etmiştir insanı. Sonsuzu kavrama, isimlendirme ve kullanma yetisidir üflenen ruh. Kısaca kullanılmaması en büyük inkâr ve küfür olan “AKIL”dır üflenen ruh ve onu kullanmayanların üzerine Kuran’î deyimle, “pislik yağar”.

    En çok da kendisi idrak edilsin diye üflenmiş olan ilâhî ruh olan akletme melekelerini yaratanı bulacak araç olarak kullanamayanların üzerine yağar bütün pislikler.
    Çünkü üflenen ruh, üfleyenini bulmak, bilmek ve itaat etmek için üflenmiştir. Demek ki insan kendisini insan olarak anılır hale getiren ruhla birlikte, yaratıcısını idrakle mükelleftir.Selamlar ve sevgiler.13-Temmuz-2002
    Konu para olduğunda herkesin dini aynıdır.

    Voltaire

  4. The Following 2 Users Say Thank You to enorton For This Useful Post:


  5. #3
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    7.391
    Teşekkür Teşekkür 
    8.177
    Teşekkür Toplam Teşekkür 
    14.670
    Toplam Teşekkür
    5.355 Yazısı Teşekkür aldı

    Standart

    CİN
    Soru: kuran ı kerimde geçen cinlerle ilgili ayetlerin hepsinin mealleri

    Cevap:
    "Ve bu gibi tiplerden uzak dur. Doğru yolu cinnet ya da sihir gibi gören bu azgınlardan uzak durman sebebiyle kınanacak değilsin.(54)

    "Fakat her şeye rağmen sen doğruları açıklamaya ve davet etmeye devam et. Çünkü bu tavrın sana uyan müminlere çok büyük moral ve faydalar sağlar.(55)

    "İnsanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Onlardan bana ne rızk vermelerini, ne de beni doyurmalarını isterim.(56-57)

    "Hani bir vakit cinlerden bir grubu Kuran'ı dinlemeleri için senin yanına göndermiştik de, onlar açıkladığın Kuran âyetlerini, birbirlerini susturarak dikkatle dinlemişler, sonra da uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.(29)

    "Ve kavimlerine, "Ey kavmimiz!... Biz Musa'ya indirilenden sonra indirilen, kendinden önce gelmiş kitapları doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitabın açıklanmasını dinledik. Ey kavmimiz!... Allah'ın hakka davet edişine icabet edin! O'na iman edin ki, yaptığınız günahları bağışlasın ve sizleri çok can yakıcı azaplardan korusun. Kim Allah'ın doğru yol davetine uymazsa, bu yeryüzünde Allah'ı aciz bırakamaz. Çünkü yeryüzünün O'ndan başka vekili ve sahibi olan başka veliler yoktur. Onun için yeryüzünde Allah'ın davetine icabet edip de isteklerini yerine getirmeyenlerden daha sapık kimse yoktur!..." diyerek, kavimlerini hakka davet etmişlerdi." (Ahkaf(29-32)

    "Demir madeninden bol bol zırhlar ve silahlar yap ve onlardan elde ettiğin gücü, Allah'ın razı olup mükâfatlandırdığı doğru ve faydalı amaçta kullan. Çünkü Allah her yaptığınızı gözlemektedir.

    "Süleyman'ı da, sabahtan akşama kadar bir aylık, akşamdan sabaha kadar da bir aylık mesafe kat eden rüzgarı emrine alacak bilgilerle donattık. Ocaklardan maden çıkarmayı öğrettik. Rabbi’nin gösterdiği doğru yolda kullanacağı cinler de emrindeydi. Kim emrimizden çıkarsa, ona acı bir azap tattırırız.

    "Cinler ona, savaş silahları, heykeller, kaleler, neredeyse havuz büyüklüğünde kaplar, sabit kazanlar yaparlardı. Ey Davut ailesi!... Size verilen bu nimetlerden ötürü şükredin!... Kullarımdan şükredenler ne kadar da azdır. "Kulumuz Süleyman'ı, emrinde olan cinleri kontrol etmesi için bulunduğu müsait yerde vefat ettirmiştik. Ama oturduğu tahtı kurtlar kemirip Süleyman'ı taşıyamayacak duruma getirinceye kadar, cinler onun vefat ettiğini fark edememişlerdi. Eğer cinler bir kere Süleyman'dan yana bakma cesareti gösterebilselerdi, farkında olmadıkları ölümden haberdar olacaklar ve çalışma azaplarını sürdürmeyeceklerdi."(Sebe:11-14)

    "Onlara "İnsanların aklını şaşırtan, zihnini karıştıran, gerçek ve doğru kararlarımdan vazgeçmem için acabalarımı ve şüphelerimi çoğaltan cinlerden ve insanlardan olan şerlilerin şerrinden insanların ve cinlerin Rabbi olan Allah'a sığınırım" de.(Nas:1-6)
    "O gün Allah, müşriklerin hepsini mahşerde toplar ve sonra meleklere, "Size kulluk eden bunlar mıydı?" diye sorar. Melekler, "Sen bütün eksikliklerden münezzeh bir kudretsin. Bizim velimiz, koruyucumuz, yol göstericimiz sensin! Biz onların yaptıklarından, ettiklerinden sorumlu değiliz. Aslında onlar bize değil cinlere itaat ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu!..." diye cevap verirler. Bugün öyle bir gündür ki, ne cinlerin insanlara, ne de insanların cinlere bir faydası olamaz. İster insan, isterse cin olsunlar, zalimlik yapan zalimlere, "Yalanladığınız azap şartlarını tadın!..." deriz." (Sebe:40-42)

    "Onlara, "Cinlerden bir grubun, Kuran'dan âyetler dinlediklerinde "Biz çok etkileyici cümleler dinledik" demiş oldukları bana vahyolundu" de.(1)
    "Yine cinler, "Dinlediğimiz âyetlerin doğru yola davet ettiğine iman ettik. Artık bundan sonra Rabbimiz�e ortak koşmaktan kaçınacağız.(2)
    Çünkü, Rabbimiz evlenmekten ve çocuk sahibi olmaktan münezzehtir.(3) Aramızdaki beyinsizler meğerse Allah'a iftira ediyormuş da haberimiz yokmuş.(4) Doğrusu, biz hiçbir insanın ve cinin Allah'a iftira edeceğini ummazdık." dediler.(5)
    "Doğrusu insanlardan bazı erkekler cinlerden bazı erkeklere sığınıyorlardı da, onların kibir ve azgınlıklarını artırıyorlardı.(6) Doğrusu o cinler de sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın hiçbir insanı resûl olarak göndermeyeceğini zannetmişlerdi." (7)
    "Doğrusu biz göğü dinlemeye, ne olduğunu anlamaya çalıştığımızda, karşımızda kuvvetli muhafızlar ve dizi dizi akan yıldızlar bulduk.(8)
    "Biz göğü tanımak için gerekli yerlerde otururduk. Şimdi artık kim göğü tanımaya çalışırsa, karşısında kendisini gözleyen parlak ışıklarla karşılaşıyor." (9)
    "Bilmiyoruz göklerin bilgilerine ulaşmamıza engel olan bilgisizliğimiz yeryüzünde yaşayan bizler için hayırlı mıdır, yoksa hayırsız mıdır?(10) Çünkü aramızda art niyetsiz iyi cinler de var, kötü niyetli olanlar da. Biz çeşitli anlayış ve kabullere sahip olan yaratıklarız.(11) Bu dünyadan göklere kaçmakla Rabbimizi aciz bırakıp kontrolünden kurtulamayacağımızı da biliyoruz.(12)
    "Doğrusu biz, bizi hidayete davet eden Kuran’ı dinledikçe, onun söylediklerinin doğru olduğunu hissettik. Âyetlerini okuyarak Rabbinin davetine icabet edenin kazançlarının çoğalacağını ve asla zillet içine girmeyeceğini artık tamamı ile kavradık.(13) Bizlerden Müslüman olanlar da var, doğru yoldan çıkanlar da. İçimizden Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır.(14) Zalimler ise, işledikleri ve yaydıkları günahlarla cin ve insanların cehennemini şiddetlendirmişlerdir.(Cin:1-15) (Not:Yukarıdaki on beş ayeti lütfen dikkatle inceleyiniz!.. Çünkü cinle insan arasındaki farkın sadece bir keyfiyet farkı olduğunu göreceğinize eminim. İ.K.

    Dileseydik, herkesi hidayete sokardık. Fakat, cehennemi insanların ve cinlerin çoğuyla doldurma hükmüm, mutlaka gerçekleşecektir.(Secde:13)

    Evet, cinle ilgili daha bir çok ayet vardır. Ama biz maksat yerine gelmiş diyor ve bu kadarla iktifa ediyoruz.

    Burada sadece bir not düşmem gerekirse, kuran ayetleri insanların telakkisindeki cin anlayışını da dile getiriyor. Çünkü, insanlar ve cinler, cini, meçhul yaratıklar olarak tanıyor. Başlarına gelen olayı çözemedikleri zaman, bu işi mutlaka cinler yapmıştır, diyor.
    Konu para olduğunda herkesin dini aynıdır.

    Voltaire

  6. The Following 2 Users Say Thank You to enorton For This Useful Post:


  7. #4
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    7.391
    Teşekkür Teşekkür 
    8.177
    Teşekkür Toplam Teşekkür 
    14.670
    Toplam Teşekkür
    5.355 Yazısı Teşekkür aldı

    Standart

    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ben çıkmak zorundayım arkadaşlar, son bir soru daha sorayım

    Mahrum kalınan kar payı nedir?
    Alıntı zozo Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ilk defa duyuyorum usta bilgilendirecek arakadaş olursa sevinirm.......
    Evet bu soruyu cevaplamayı unutmuşuz, sn zozo da merak ettiği için cevaplayayım...

    Mahrum kalınan kar payı; islami kesimin uydurduğu bir terimdir... Çünkü işin içinden çıkamamışlardır... Şöyle ki; arkadaşına 100 lira borç veren kişi 1 yıl sonra 100 lira geri aldığında kendisini zararda hissetmektedir... Ama 100 lira yerine 115 lira istese bu da kendi düşüncesine göre faiz olacaktır... Bu duruma çözüm olarak mahrum kalınan kar payı çözümü geliştirilmiştir...

    Bu görüşe göre arkadaşına borç veren kişi şunu diyebilir;

    Ben 100 lirayı sana borç olarak vermeseydim ve herhangibir katılım bankasına gitseydim, 100 lirama 1 yılda 15 lira kar payı alacaktım. Şimdi ben bu kar payından mahrum kaldım. Senin bana 115 lira ödemen gerekir... Bu aradaki 15 liraya mahrum kalınan kar payı denir... Başta Hayrettin Karaman olmak üzere bir çok ilahiyatçı buna cevaz vermiştir...
    Konu para olduğunda herkesin dini aynıdır.

    Voltaire

  8. #5
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Mesajlar
    39
    Teşekkür Teşekkür 
    11
    Teşekkür Toplam Teşekkür 
    79
    Toplam Teşekkür
    29 Yazısı Teşekkür aldı

    Standart

    "Firsat maliyeti" deseler ya suna

  9. The Following User Says Thank You to Desperado For This Useful Post:


  10. #6
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    7.391
    Teşekkür Teşekkür 
    8.177
    Teşekkür Toplam Teşekkür 
    14.670
    Toplam Teşekkür
    5.355 Yazısı Teşekkür aldı

    Standart

    Cin Konusuna Devam...

    Cin, beşerin iki halinden biridir. İki ayaklı beşer, sorguladığı zaman insan, içgüdüleriyle yaşadığı zaman ise cindir.

    Yüce Rabbimiz, beşeri, ulaştığı doğrudan ya da doğrulardan şüpheye düşürenlerin insan ve cinlerden oluştuğunu buyurmaktadır. Nas suresinde. Nas suresinde geçmekte olan "vesvese" kelimesi içinde yer aldığı cümlede "acaba" anlamına alınmalıdır. Böyle bir anlama alındığında, diyelim ki, zina etmemeye karar vermişsiniz. Bir şeyler araya giriyor ve sizi bu kararınızdan şüpheye, yani acabaya düşürüyor. Acaba zina edebilir miyim duygusuna itiyor. İşte bu şüpheyi meydana getiren, verilmiş doğru karardan kuşkuya iten sebepleri, yüce Rabbimiz insan ve cin olarak tavsif ediyor. Bir insanı bir başka insanın şüpheye düşürmesini her an görüyoruz. Ama peki cin nerede. Eğer onu da müşahhas hale getirip tanıyamazsak, bizi doğrularımızdan kuşkuya düşürmesini nasıl engelleriz. Eğer o görülen bir vasıfta ya da yaratılışta olmasaydı, ama, aynı zamanda bizi verdiğimiz doğru kararlardan kuşkuya düşüren bir güce de sahip olsaydı. Elbette ki böyle bir durum insan için büyük bir adaletsizlik olurdu. Yüce Rabbimiz elbette ki bütün adaletsizliklerden münezzehtir ve O eksiksiz bir adalete sahiptir. Onun için bizi meçhul bir düşmanla savaşmaya mecbur etmez.
    Eğer böyle yapsaydı, o zaman bizim sınavımız da olmazdı. İlahi mahkemedeki sorgulamada, "Ne yapayım, beni asla tanıyıp keşfedemediğim düşmanlarla, saptırıcı rakiplerle mücadeleye sevk ettin, ben de onları teşhis edemediğim bu düşmanlara karşı tedbirler alarak kendimi koruyamadım" deme hakkımız olurdu.

    Bu konuda bir çok ayetler vardır. Mesela onlardan birinde "İnsanlardan bazı erkekler cinlerden bazı erkeklere sığınırlar, cinler de bu sığınmadan ötürü kibirlenirler, bu duruma düşünce de azarlar." buyrulmaktadır. Elle tutulur gözle görülür insan erkeği nasıl oluyor da latif bir yaratık olan cinlerin erkeklerine sığınıyor. Bu ve benzer ayetlere bakıp üzerinde derin tefekkür edersek, görürüz ki, hayatı sorgulamayı beceremeyen ve içgüdüleriyle hareket eden bir erkeğe, sorgulayan ve plan yapma kabiliyetine sahip olan üstün yetenekli ve üst vasıflı bir erkek sığınırsa, elbette ki içgüdüleriyle hareket eden sıradan beşer olan cine "ben neymişim be" dedirttirir ve azdırtır.

    Elbette bu bizim anlayışımızdır. Başka anlayışlara da bir lafımız yok. Sadece her görüş sahibinin cinlerle ilgili bütün ayetleri herkesin anlayacağı biçimde takdim etmesini beklemenin hakkımız olduğuna inanıyoruz.
    Konu para olduğunda herkesin dini aynıdır.

    Voltaire

  11. The Following User Says Thank You to enorton For This Useful Post:


  12. #7
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    7.391
    Teşekkür Teşekkür 
    8.177
    Teşekkür Toplam Teşekkür 
    14.670
    Toplam Teşekkür
    5.355 Yazısı Teşekkür aldı

    Standart

    İBLİS

    Soru: İblis nedir? Şeytan nedir?

    Cevap: Saptırıcılıkla görevlendirilmiş meleğin iki halidir. İblis daha ruh üflenmeden ve insan olmadan önceki devredeki saptırıcı adıdır. Ruh üflenip büyük bir sıçramayla insanlığa geçtikten sonraki saptırıcının adı şeytan ya da şeytanlardır. Daha önce bir vesileyle zikrettiğimiz gibi, insan fizikli ama içgüdüleriyle yaşayan yaratıkken üflenen ilahi ruhla insanlığa sıçrayan bir neslin var oluşuyla birlikte İblis artık şeytan ya da şeytanlardır. Üflenen ruhtan yeterli payı alamamış, onun için de cin olarak kalmış insan fizikli yaratıklar içindeki saptırıcı hep İblis olarak isimlenmiştir Kuranda.

    Bu noktada bir gerçeğe dikkat çekmek isteriz. Yüce Rabbimizin cini müşahhastır, görünmeyen ve bilinmeyen bir latif yaratık değildir. Ama tarih boyu ve yaşadığımız şu zamanda dahi, insanın ya da daha doğrusu cinlerin cin anlayışı görülmeyen meçhul bir yaratık şeklindedir. Çözemediği, açığa çıkaramadığı bir hal ile baş başa kaldığında, “Bu başıma gelen çözemediğim şey galiba cinlerin işidir” demeyi ve böylece rahatlamayı tercih etmiştir. Yüce Rabbimiz insanın ya da cinin bu anlayışını zaman zaman kullanarak, bir takım gerçekleri bu anlayış çerçevesinde izah etmeyi uygun bulmuştur. Kendisinin verdiği sıfatla değil, insanlar ve cinler arasındaki anlayışı kullanmıştır. Belki de birçoğumuzu cin konusunda anlatan ve işin aslını araştırmaktan uzak tutan sebep de bu türden kullanışlardır.

    Söyleyecek son sözümüz, İblis alt seviyede, sıradan kimselerin arasındaki taklit ederek saptırıcılık yapandır. Şeytan ise üst düzey bilgi sahibi olduğu için hayatı dizayn edecek güce ulaşmış kimselerin arasındaki ve seviyesindeki saptırıcının adıdır. Şeytanlar planlar, tasarlar, kötülüğü moda haline getirir, İblisler de bu planı ya da planları alt seviyedeki sıradan kimselere, avamı nas, kitle, yığın gibi adlarla anılan kalabalıklara yaymaya çalışır.

    Örnek verecek olursak, kumarın çeşitlerini icat edip realize edenler şeytanlar, uygulamaya sokan(mesela krupiye gibiler) İblistir. Elbette ki bu konuyu içselleştirmek ve kendisine mal etmek için Şeytan-İblis kelimeleri geçen bütün ayetleri bir araya getirmek ve üzerinde derin derin düşünmek bu konuda bütün soru soranların yapacakları en iyi iştir. Biz sadece kendi düşüncemizin sonuçlarını söylüyoruz. Her gerçeği mutlak doğrusu sadece ve sadece Allah’a aittir. Selamlar. İ.K.
    Konu para olduğunda herkesin dini aynıdır.

    Voltaire

  13. The Following User Says Thank You to enorton For This Useful Post:


  14. #8
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    7.391
    Teşekkür Teşekkür 
    8.177
    Teşekkür Toplam Teşekkür 
    14.670
    Toplam Teşekkür
    5.355 Yazısı Teşekkür aldı

    Standart

    MUCİZELER

    Soru: Kuran dini org adlı siteyi ararken aşağıdaki listeye rastladım. Kurandaki absürdlükler başlığı altında verilen bir liste idi bu. Doğrusu bu ya, bunların gerçekten Kuranda olup olmadığını merak ediyorum.

    * Adam 950 yaşına kadar yaşıyor. (29:14)
    * Karınca konuşuyor. (27:18)
    * Kuş adamla sohbet ediyor. (27:22)
    * Yeni doğmuş bebek konuşuyor. (19:29)
    * Balık adamı yutuyor birkaç gün sonra sağ salim karaya tükürüyor. (37:142)
    * Bakire kız çocuk doğuruyor. (3:47)
    * Adamlar mağarada 300 sene uyuyor. (18:25)
    * Adam bastonuyla denizi ikiye ayırıyor. (26:63)
    * Adam topraktan kuş yapıyor, üstüne üflüyor, kuş gerçek oluyor. (5:110)
    * Adam gemisine dünyadaki her hayvan türünden bir çift bulup sığdırıyor. (11:40)
    * Adamla eşeği ölüyor 100 sene sonra diriliyor. (2:259)
    * Adamın bastonu yılana dönüyor. (7:107)

    Cevap: Öncelikle, adam itirazında ya da olmaz olarak bulmasında haklı. Çünkü, verdiği ayet tercümeleri olduğu gibi kabul edilince, absürd manalar çıkıyor ortaya. Ama işin aslı, yani, ayetlerin bağlamları üzerinde durur ve biraz düşünecek olursak, zikredilen ayetlerin gerçek manaları ortaya çıkar ve ne hikmetler taşıdığı belli olur. Onun için, işaret edilen ayetleri teker teker ele alacak ve gerçekleri anlatmaya çalışacağız. Bakalım, bunları absürd gören arkadaş, fikrinde ısrar edecek mi? Buyrun, hep birlikte bakalım:

    "Andolsun ki Biz, Nuh'u da kendi kavmine uyarıcı olarak göndermiştik. Aralarında dokuzyüzelli yıl kaldı ve sonunda zulmederlerken tufan gelip onları ansızın yakalayıverdi.Ama onu ve ona uyarak gemisine girenleri, alemlere ibret alacakları bir âyet olsun diye kurtardık.(Ankebut:14-15)

    Dokuzyüz elli yıl yaşamak şu anda hayal gibi gelmektedir. Ama, bu arz üzerinde hiçbir bakterinin ve virüsün ve dolayısı ile de hastalıkların bulunmadığı bir devirde, bu kadar uzun yaşamak akıldan uzak değildir. Bu asırda bile, 16-170 yaşı4na kadar yaşayanlar var. Neden hiçbir mikrobun ve de hastalığın bulunmadığı zamanlarda insan 950 yıl yaşayamasın.
    Ayrıca, aralarında kalmak belki de fizik olarak değil, getirdiği inanç sistemiyledir. Yani, uyarıcı olarak gönderildiğine göre, yaptığı uyarıların bir toplum içinde 950 yıl yaşaması anlamınadır.

    "Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları toplandı ve hepsi de muntazam saflar halinde sefere yönlendiriliyordu. Hatta karınca vadisi üzerine gittiklerinde, karıncalardan biri, diğer karıncalara, "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin de, farkına varmadan Süleyman'ın ordusu sizler ezip öldürmesin" dedi.(Neml:17-18)

    Yukarıdaki ayette hiçbir fevkaladelik yoktur. Bir insan o kabiliyettedir ki, bütün yaratıklarla anlaşır ve onları emri altına alır. Uçan kuşları da, onları tanımaya çalışarak, emri altına alır ve hatta savaşlarda bile kullanır. Hayvanlarla konuşmak demek, onları tanımak, hareketlerinden manalar çıkarmak demektir. Zaten, ayet "uçunların mantıklarından neticeler çıkarırdı" denerek, bu incelik anlatılmaktadır. Bir tutkulu kişi, kırk yıl kelebekler arkasında koşar, onları tanır, hangi hareketlerinin hangi anlama geldiğini çözer ve sayfalar dolusu kitaplar yazar, bu garip karşılanmaz ama, bir peygamber uçan kuşların dilinden anlayıp onları kullanırsa, bu durum absürd olur. Büyük haksızlık.

    "Meryem kendisini itham edenlere bebeği göstererek, utanç, üzüntü ve şefkatle boynunu eğdi. Sanki "onunla konuşun" der gibi bir hali vardı. Onun bu isteğini anlayan kavmi, "Biz bir bebekle nasıl konuşuruz? O, konuşarak bizi bu utanç konusunda aydınlatamaz ki!" dediler. Ama o bebek durduğu yerden, lisan-ı-hâl ile, "Ben de sizler gibi Allah'ın var ettiği masum bir kulum. Allah, size utanç veren varoluş şeklimle, uyarıcı bir kitabın fonksiyonunu yükledi bana. Ve bende size ders alınacak çok âyetler var ve ben bu ibretli âyetleri size ulaştıran bir elçi gibiyim. Beni de tıpkı sizin gibi, insanlara fayda sağlayabilecek kabiliyetlerle donatarak yarattı. Ben de yaşadığım sürece aynen sizin gibi, zekâtla Allah’ın yardımını davet edecek biri olmaya namzet kimlikteyim. Ben de tıpkı sizler gibi, elbette annesine hürmet gösterenlerden olacağım. Beni baş kaldıran bir zorba haydut olarak yaratmadı ki Yaratan. Doğduğum, öleceğim ve diriltilerek ayağa kaldırılacağım gün, tıpkı sizlerden kurtulanlar gibi, beraat etme potansiyeli olan bir kulum!.." der gibidir masum masum çevresine bakınırken.(Meryem:29-33)

    Evet. Bir çocuk onun konuşmasını anlamak isteyenler varsa, lisanı halle onlarla konuşur. İfetsizlikle itham edilen Hz.Meryem, çocuğu itham edenlere göstererek, "Ona bakın. O da sizin doğduğunuz gibi doğdu, sizin sorumlu olduğunuz şeylerden sorumlu olacak, sizin gibi çalışacak, üretecek, çoluk çocuk sahibi olacak. Bakın ona, ondaki hikmetlerin aynen sizde olandan olduğunu göreceksiniz" gibi sözlerinden sonra, Hz.İsa tembihi alan o kimselerin zihninde elbette ki, hal diliyle konuşacak ve annesinin sözlerini doğrulayacaktır.

    "Doğrusu kulumuz Yunus da doğru yol davetçilerindendi. Hani bir zaman içinde yaşadığı günahkar toplumdan kaçarak bir gemiye sığınmıştı. Ama, yük fazlalığını dengelemek için gemidekilerle kura çekmiş, gemiden atlayıp yükü hafifletmek ona düşmüştü. Suda çok bitap hale gelip tam kendini bırakmak üzereyken, onu bir balık yutmuştu. Eğer kurtuluş umudunu hiç kesintisiz sürdürmeseydi, bütün insanların dirileceği güne kadar balığın karnında kalacaktı. Fakat umut kesmedi, o balık da onu bitkin bir halde, ağacı olmayan çıplak sahillerden birine attı. Attığı yerde ona gölgelik edecek, güneşten koruyacak bir dalda vardı. Oradan kurtuldu ve sayısı yüz bini bulan kişiye önderlik yaptı. O kurtuluş için umudunu hiç kaybetmediği için böyle bir büyük nimete ulaşmış, yüz binleri bulan sayıda kişilerin güvenini kazanmıştı. Biz onları geçici süre bir arada yaşattık, geçindirdik." (Saffat:139-148)

    Görüldüğü gibi, Yunus, balığın karnının içinde değil, sadece karnında. Evet. Hz.Yunus, bir Yunus balığının karnının üzerinde, tutunmuş ve Yunus onu bir ıssız karaya çıkararak kurtarmıştır. Karnının içinde değil, üzerinde.

    "Meryem, "Bana bir erkek eli değmemişken nasıl bir çocuğum olabilir?" diye geçirmişti içinden. Bu düşünce içindeyken, Allah, "Evet bu böyledir. Allah dilediğini yapar. Bir işin olmasını istediği an, o isteğin oluşunu hazırlayan süreç hemencik başlamış olur" düşüncesini yerleştirdi zihnine."(Ali İmran:47)"

    Hz.Meryem bakire değil, iffetli olarak niteleniyor ayette. Her bakire olan iffetli olmadığı gibi, her bakire olmayan da iffetsiz değildir. Kutsal bakire yerine kutsal ve iffetli bir kadın demek gerekmektedir.

    "Onlar mağaralarında üç yüz dokuz yıl kaldılar" denmektedir. Bunlara "Onların mağarada ne kadar kaldığını elbette ki Allah daha iyi bilir. Göklerdeki ve yerdeki bilinmeyenlerin bütününü bilmek yalnız Allah'a aittir. O her şeyi ne güzel bilir, ne güzel işitir. İnsanların O'ndan başka velisi yoktur. Çünkü O, hüküm sahibi olma noktasında hiç kimseyi kendine ortak etmez." de." (Kehf:25-26)

    Bu mağaranın o zamanki halini çok iyi bilmek gerekmektedir. İnsanlar şoklanıyor ve belli bir zamana kadar bekletilerek yeniden uyandırılabiliyor günümüzde. Belki de bu adı geçen mağarada olayın geçtiği zamanlarda, insanı şoklayıp yaşatan bir takım şartlar bulunuyordu. Bu mağaranın sırrı çağın teknolojik imkanlarıyla aranıp bulunabilir.

    "Musa'ya "Değneğinle denize vur!" diye vahyettik. Vurunca, deniz birçok kola yarıldı. Her bir yarık dağ gibi görünüyordu. Arkalarından kovalayanlar da yaklaşmışlardı. Musa'yı ve yanındakileri bütünüyle kurtardık. Takip eden Firavun ve adamlarını ise suda boğduk. Hiç şüphesiz bunda çok büyük bir ibret dersi vardı. Ama bütün bu harika işlere rağmen, Musa'nın kurtardıklarından birçoğu iman sahibi olmamıştı. Ve hiç şüphesiz Rabbin mutlak bir kudrettir ve de çok çok merhametlidir." (Şuara:63-68)

    Hz. Musa'nın devrinin en geçerli mesleği olan sihirbazlıkta çok yukarılarda bir yerde olduğunu, biliyoruz. Zira, bütün peygamberler, kendi devirlerinde ve toplumlarında en geçerli ve itibarlı meslek her neyse, onda en ileri derecede marifete sahiptirler. Böyledir ki, sözleri halkları içinde itibar bulsun. Kim bilir, belki de korkudan suya girmeyen kavminin korkusunu yenmek ve ikna etmek için, suyun yarılmış ve geçit açılmış olduğunu göstermektedir. Zira, Yahudi kavmi çok zorluk çıkaran bir kavimdir. Kendi iyiliğine olan bir şeyi de şüpheyle karşılar. Onun için Hz.Musa, sihir ilmindeki maharetini gösterir bu olayda. Ve böylece kavminin kanaldan karşı kıyıya geçmesini sağlar. Bunda bir gariplik yok. Absürdlük hiç yok.

    O gün Allah,"Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene gösterdiğim rahmetimi hatırla. Hani seni kutsal ruhla desteklemiştim. Beşikteyken de ve yetişken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabeti, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Hani benim iznimle çamurdan kuş şeklinde heykeller yoğuruyor, sonra içine üflüyordun da yine benim iznimle kuş oluveriyordu. Yine iznimle, körü ve şaşı göreni iyileştiriyor ve yine benim iznimle ölüleri diriltiyordun. Kendi anlayışlarının batıl olduğunu gösteren apaçık deliller getirdiğin için sana karşı düşmanlık duyguları içine giren ve zarar vermeye çalışan İsrail oğullarının bu düşmanlığını senden uzak tutmuştuk. Getirdiğin apaçık delillere rağmen, açıkladığın gerçekler için, içlerindeki bazı Kâfirler, "Bu açıklananlar apaçık bir sihirdir" damgasını vurmuşlardı.(Maide:110)

    Hz.İsa devrinin en büyük tabibidir. Hastalıkları iyileştiren bir insandır. Aynı zamanda da sipirtizma ilmine de sahiptir, karşısındakini etkilemek için. Elindeki kuş şeklindeki çamur bibloyu canlı gösterebilir. Aynen, Hz. Musa’nın elindeki bastonu yılan, firavunun sarayındaki eşyaları çeşitli canlılar olarak gösterebilmesi gibi.

    "Yasamızın gereği olarak yerden su fışkırmaya başladığında, kulumuz Nuh'a, "Her türden birer çifti, kurtuluşu reddedenlerin dışında kalan aile bireylerini ve bütün inananları gemiye bindir!" diye emrettik. Onunla birlikte gemiye girmeye gelen inananların sayısı çok azdı. Nuh onlara, "Binin artık gemiye. Onu yüzdürecek olan da, yerinde sabit kılacak olan da Allah'ın yasalarıdır. Doğrusu Rabbim çok merhametlidir, çok bağışlayıcıdır." diyerek inananlara gemiye binmeleri için cesaret verdi.(Hud:40-41)

    "Ey Resûl! Yahut şu kimsenin hikâyesi sana ulaşmadı mı? Ki o kişi, harab olup yıkılmış ve de terkedilmiş bir şehre ulaştığında, şaşkınlık ve dehşet ruh haleti içinde, "Bu kadar harab hale gelmiş bir beldeyi Allah bir daha nasıl imar edip canlandıracak?" diye geçirmişti içinden. Sürdürmüştü düşüncelerini yürütmeye: "Canlansa, yeniden imar ve ihya edilebilse bile, bunun olabilmesi için yüz yıl geçmesi gerekir. " Bunun üzerine Allah onu oradan uzaklaştırmış, bir müddet geçtikten sonra da tekrar o harab beldeye geri getirmiş ve de sormuştu: "Ne kadar zaman geçti aradan?" O kişi, " O kadar kısa ki, neredeyse bir gün veya daha az" karşılığını verince. Allah: " Evet neredeyse o kadar kısa bir zaman geçti buradan ayrılmanla şimdiki zaman arasında. Yiyecek ve içeceğine bir bak! Henüz bozulmamış bile. Hele bineğine bir bak! Neredeyse hiç değişmemiş. Ama canlanamaz, dediğin viran kent canlanmış, yeniden ihya olmuş."
    "Ey Resûl! Bütün bunlar, insanları ikna edebilesin diye sana destek olarak verilmiş hayattan örneklerdir. Hele kemiklere bak! Onları nasıl da bir araya getirmiş ve üzerini de etle kaplamışız. O, harab beldenin bir kez daha nasıl dirileceğini, imar olacağını olamaz olarak gören kişinin, "Artık Allah'ın her şeye kadir olduğunu kesin kes anladım" diyerek, şüphesinden kurtulduğunu sana anlatıyoruz ki, bu örnekle şüphede olan kalpleri itminana ulaştırasın.."(Bakara:259)

    Görüldüğü gibi Kuran ayetlerinin mealinde, yeryüzünde bulunan bütün hayvanların gemiye doldurulması bahis konusu değildir. Sadece, kendine yarar hayvanları çift çift gemiye almıştır ki, tufandan kurtulduğunda aç kalmasın. Zaten tufan a bütün yeryüzü üzerinde değildir. Sadece Nuh aleyhiselamın bulunduğu mekanda ya bölgededir.

    Firavun "Bize, sana inanmamız için bir delil getirdiysen, onu göster de, bizle de gözlerimizle görüp inanalım" şeklinde karşılık verdi.(106) Bunun üzerine Musa elindeki değneği ortalık yere bıraktı. Orta yere bırakılan değnek bir anda ejderha haline dönüştü.(107) Sonra elini ileriye doğru uzattı. Uzattığı el orada olanların gözlerine kar gibi beyaz bir şey olarak göründü.(108) Bunun üzerine Firavun kavminin ileri gelenleri,"Doğrusu bu adam sihir ilminde çok ileri gitmiş bir sihirbazdan başkası değildir.(Araf:106-109)

    Daha önce de söylediğimiz gibi, Hz.Musa, sihir ilminin en yüksek katında oturmaktadır. Ve bu marifetini insanları ikna için kullanmaktadır. Devrimizdeki sihirbazlar da, bizleri efsunlayarak olmayan şeyleri varmış gibi gösterebilmektedir.

    Selam ve sevgiler. İ.K.18/Nisan/2007
    Konu para olduğunda herkesin dini aynıdır.

    Voltaire

  15. #9
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    7.391
    Teşekkür Teşekkür 
    8.177
    Teşekkür Toplam Teşekkür 
    14.670
    Toplam Teşekkür
    5.355 Yazısı Teşekkür aldı

    Standart

    Soru: Musa peygamberin denizi yarması olayını anlayamıyorum biraz açıklama yapar mısınız.

    Cevap:
    Su yarılmaz, ateş de yakar. Akıllı insanlar için gerçek mucize bu ve benzeri değişmez varlık kurallarıdır. Bütün yaratılış kuralları bize göre değişmezdir. Zaten insanoğlu bu değişmezleri tanımaya çalışır, onları tespit eder, terkibe sokar ve icatlar yapar durur. Her an değişen bir varlık kuralını tanıyıp zapt ederek, terkibe sokmanın imkansızlığı ortadadır. Çünkü o varlık kurallarını bütün bir kevni varlığı var eden sonsuz güç tanzim etmiştir. O sonsuz güç hangi varlığı hangi tabiat ve fonksiyonla var etmişte, en doğrusu ve eksiksizi odur. Bunu kabul etmemek, yaratıcının eksikliğini ve acizliğini iddia etmek olur ki, böyle bir durumdan Allah’a sığınmak gerekmektedir . . .

    Hz.Musa, peygamber olmadan önce de bir aristokrat olarak Mısırda köleleşmiş kavmini kölelikten kurtarıp kendi ülkelerine (arzı mevuda) götürmenin hesapları içinde olan bir İsrail önderidir. Hatta bu uğurda Kızıldeniz’i neredeyse baştan başa dolaşmıştır kavmini geçireceği en müsait bir yer bulabilmek için. . . . .

    Onun için, Hz Musa’nın suyla olan macerasını suyun yarılmazlığı ilahi yasasına göre düşünmeyi tavsiye ediyoruz. Bu noktayı nazardan konuyla ilgili Kuran ayetlerini okumayı tavsiye ederim.
    Selamlar. İ.K.
    Konu para olduğunda herkesin dini aynıdır.

    Voltaire

  16. The Following User Says Thank You to enorton For This Useful Post:


  17. #10
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar
    739
    Teşekkür Teşekkür 
    4.610
    Teşekkür Toplam Teşekkür 
    1.648
    Toplam Teşekkür
    494 Yazısı Teşekkür aldı

    Standart

    Aşağıdaki kuran ayetlerinde yazdığı gibi din sadece Allah ın kitabından öğrenilmeli...


    2. sure 2. ayet

    Ali Bulaç 2- Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici bir kitaptır.
    Diyanet Vakfı 2. O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.
    Edip Yüksel 2:2 Erdemliler için yol gösterici, kuşku içermeyen bir kitaptır bu.
    Süleyman Ateş 2. İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir.

    17. sure 9. ayet

    Ali Bulaç 9- Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.
    Diyanet Vakfı 9. Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.
    Edip Yüksel 9. Bu Kuran en iyi yola ulaştırır ve erdemli davranan müminleri büyük bir ödülle müjdeler
    Süleyman Ateş 9. Gerçekten bu Kur'an da en doğru yola iletir ve iyi işler yapan mü'minlere, kendileri için büyük bir ecir olduğunu müjdeler.
    İnsanlar geleceği bilemez, düşündüğünü veya duyduğunu değil gördüğünü trade et, terse giderse stop yap.
    ---------------
    Burada yer alan bilgi ve yorum yatırım danışmanlığı kapsamında değildir, hele al-sat tavsiyesi hiç değildir.

  18. The Following User Says Thank You to hilmi For This Useful Post:


  19. #11
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    7.391
    Teşekkür Teşekkür 
    8.177
    Teşekkür Toplam Teşekkür 
    14.670
    Toplam Teşekkür
    5.355 Yazısı Teşekkür aldı

    Standart

    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    Soru : Kur’an çelişkiler kitabıdır

    Çelişkilerle dolu bir kitabınız var. Hâlâ Kur’an Kur’an diyorsunuz. Hem “dinde zorlama yok diyor” Kitabınız, hem de “ya müslüman olursunuz ya da ölürsünüz” diyor. Daha onlarca çelişki sayarım. Siz hiç mi düşünmezsiniz? Hiç mi utanmazsınız?

    Cevap:

    Kuran’da zorlama vardır diyenler hak ve adalet haini yalancılardır. Kuran, baştan sona kadar bireyin kişiliğinin kutsallığını anlatır. Başkalarının haklarını çiğnemedikçe Bireyin özel hayatını garanti altına alır. Hiç bir kimsenin veya kurumun bireyin özel hayatına müdahalesine izin vermez.
    Sorunda ifade ettiğin ya müslüman ol ya da öl kipinde tek bir ayet yoktur Kuran’da. Müslümana kendi dinini kafirlere ve hak adalet düşmanlarına karşı her çareye baş vurarak korumasını tavsiye eden ayetler pek çoktur Kuran’da. Sadece nefsi müdafa bağlamında savaşma hakkı vardır müslüman için. Hakka ve adalete engel olan otoretelere karşı savaşmayı da meşru sayar Kuran.
    Demokrasi dinini yaymak için Batı dünyasının, dünyanın orasını burasını işgal etmesi gibi bir savaş yapamaz İslam toplumları. Sadece otoritelerin vicdanlara yaptığı baskıları kaldırmak için izin verir savaşa İslam. Vicdanlara yapılan baskıları kaldırıp, “Şimdi istediğin hukuku seç” demek için savaşır müslüman.
    O kadar ki, Allah kendi Resulüne;”Sen kimsenin bekçisi değilsin, sadece hakkı tebliğ eden bir uyarıcısın” diyerek, bütün zorlamalara çizgi çekmiştir.
    Ama kalplerinde mühür olan kafirler bunları göremez.
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Soru: Kuran’da içkiyle ilgili geçen ayetlerin Türkçe meallerini yazabilir misiniz? Teşekkürler

    Cevap:
    "Sana içki ve kumarın hükmünü soruyorlar. Onlara, "İkisinde de büyük günahlar vardır. İnsanlara bazı faydaları olsa da, zararları kat kat fazladır" cevabını ver. Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. Onlara, "İhtiyaçlarınızdan arta kalanı" diyerek karşılık ver. Üzerinde düşünesiniz diye, Allah, âyetlerini hem dünya hakkında, hem de ahiret hakkında işte böylece açıklıyor."(Bakara:219)

    "Ey haramdan kaçmaya söz vermiş olan müminler! İçki, kumar, anıtlar ve şans oyunlarının bütün çeşitleri şeytanların yapacağı pis işlerdendir. Onlardan uzak durun ki kurtuluşa erebilesiniz. Şeytan içki ve kumarla aranıza kin ve düşmanlık sokmak, birlikte Allah'ın selâmet dini olan islâmı temsil edip, insanları kurtuluşa çağırmanızı menetmek ister. Artık o şeytanın işlerinden uzak durmaya söz veriyorsunuz, öyle değil mi? Şeytanları değil, Allah'ı dinleyin, Resûlü dinleyin ve de sakının. Eğer Allah'a ve Resûlüne itibar etmezseniz, Resûlümüze düşen görevin sadece bir tebliğden ibaret olduğunu, bunu yaptıktan sonra sorumluluktan kurtulduğunu bilin."(Maide:90/92)

    İçki ile doğrudan ilgili ayetler yukarıdadır. Cehennem içkilerinin de, haram edilmiş içkilerden oluşacağını bildiren ayetler vardır. Demek ki, içki cehennem mamullerindendir. Selam ve sevgiler. İ.K. 10/8/2006
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Güncel tartışma Faiz haram mıdır? Ama önce şunlara cevap vermek gerekir?

    Faiz nedir?

    Riba nedir?

    Enflasyon nedir?

    Vadeli satış nedir?

    Vade farkı nedir?

    Kar payı nedir?

    Tefecilik nedir?
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Konumuz faizdi ama tahmin ettiğim üzere kimse bu sorulara cevap vermedi herkes birbirine sataşıyor

    Bu sorular bir kenarda dursun yeni bir soru sorayım:

    Sizin arkadaşınız sizden 100 TL borç istedi... Ve o anda (başbakan simit hesabı yaptığı için ben de simit hesabı yapayım) siz o parayla 200 simit alabiliyorsunuz. simit 50 kuruş varsayalım... aradan 2 yıl geçti ve simit fiyatı 1 Tl oldu... Arkadaşınız size kaç lira getirmeli ki kimse faiz yememiş olsun?

    Klasik anlayışa göre 100 TL geri getirse siz o parayla artık 100 simit alabiliyorsunuz yani verdiğiniz paranın %50 si gitmiş. Peki bu durumda faiz yiyen kim olur?

    Başka bir soru daha sorayım:

    Siz bir laptop almaya gittiniz fiyat sordunuz eleman 1100 TL dedi. Peki taksit var mı evet 12 ay taksitli fiyatı. Peki peşin olursa ne kadar olur? 1000 TL peşin fiyatı dedi... Bu olay artık ticaretin her kademesinde olan bir durum değil mi? Peki bu arada ki 100 TL nedir? Faiz midir? Haram mıdır? Bir malı peşin satmakla vadeli satmanın maliyeti eşit midir?
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    "Faiz yemiş olanlar, kıyamet gününde şeytanın çarpmış olduğu bir kişi gibi ayağa kalkarlar. Bu onların, "Alışveriş de faiz gibidir" demelerindendir. Halbuki, Allah faizi haram, ticareti ise helâl saymıştır. Kim bundan böyle Allah'ın öğüdünü tutar ve faizden uzaklaşırsa geçmişteki faizlerinden ötürü işi ve hükmü artık Allah'a kalmıştır. Ama öğüdü aldıktan sonra halâ faize devam edenlerin gidecekleri yer, içinde ebedi kalmak üzere cehennemdir.
    Allah faizi bereketsiz kılmıştır. Halbuki ise sadaka ve infakları bereketlendirmiştir. Allah günah işlemekte devam den nankörleri asla sevmez.
    İman edip iyi ve hayırlı işler işleyenlerin, zekâtla Allah'ın selâmet davetine aracı olanların mükâfatını Allah verecektir. İşte bunlardır korkmaması ve üzülmemesi gerekenler."
    "Ey iman edenler! Allah’tan gereği gibi korkun! Eğer gerçekten iman ediyorsanız, faizden arta kalanı almayıp bırakınız.(Bakara:275/278)

    Yaptıkları zulümlerden, birçok kişiyi sapıtmalarından, men edildikleri halde faiz almalarından, insanların mallarını haksız yollarla yemelerinden ötürü, başkalarına helâl kıldığımız bazı temiz şeyleri o Yahudilere haram ettik. Onlardan hakkı saklayan kâfirlere çok azap verici cehennem şartları hazırladık." (Nisa:160-161)

    "Ey hesaba çekileceğine iman edenler! Faizi kat kat arttırarak onu yemeyin! Bu hususta Allah’tan korkun ki, kurtuluşa ere bileseniz."(Ali İmran130)"
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Önce islamda yani Kur'an daki faizin tanımını yapamız gerekir... Sonra da benim sorduğum diğer sorulara cevap bulmak gerekir... Bunları yapmadan tartışma bir zemine oturmaz... Çünkü herkes farklı şeylerden bahsediyor... Arkadışımızın yazdığı o uzun yazılarda faizsiz bankacılık yapan ya da yaptığını söyleyen bankalara da atıf var... Yine vadeli satışı tanımlamadan bu durumu tespit edemeyiz... Faizsiz bankacılıkla ilgili kaç kişi ne biliyor? Çoğunluğun bildiği şu değil mi? Onlar da faiz alıyor ama adına kar payı diyor Gerçekten öyle mi?

    Ekonomide bildiğiniz gibi reel faiz ve nominal faiz var... Acaba Kur'an da bahsedilen hangisi? Sadece reel ve nominal faiz mi var? MB %5 açıklar faizleri ama sen tefeciye git %50 ile borçlanırsın... Bu hangi faizdir?

    Konu karmaşık gibi gözüken ama aslında basit bir konudur... Yalnız faiz haramdır başka söze gerek yok denecek kadar da basit değildir...
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kur'an daki faizin tanımı şudur (benim analdığım);

    Faiz ya da Kuran deyimiyle RİBA, bir ekonomik değerin kendi kendisine, durduğu yerde, hiçbir emek katılmadan ya da hiçbir şekilde riske edilmeden kendi kendine değer olarak artmasıdır. Örnek verecek olursak, bir kilo buğdayın, durup durduğu yerde, iki kiloya ulaşmasıdır.
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bakın biz burada aslında ekonominin daha doğrusu piyasanın içersindeki aktörleriz ve hepimiz toplumun (halk deyimiyle) eli kalem tutan insanlarıyız... Bizlerin bu konuda öncü olması lazım... Bu ülkede aydınlar dine sırt çevirmiş, din denen kurum çapulcuların eline düşmüş... Aklın yerini batıl almış.. .Koca koca insanlar arabalarında evlerinde şeyhlerin hocaların kasetlerini dinliyor... Aç oku, anla, araştır, Kur'an ın deyimiye "Aklını işlet"...

    Bu çıkmaz yüzünden islam toplumları bu haldedir.. Türkiyeden başka diğer ülkeler bu yüzden küresel ekonomik sistemin dışında kalmışlardır... İslami bankacılık denen şey daha 20 yıllıktır, ama batı yüzlerce yıldır bankacılık yapmaktadır... Peki islam toplumları neden geri kalmıştı, sırf faiz haramdır diye...

    Ben bir çok kişi tanıyorum ki faiz haramdır deyip parasını evde saklayan ve reel olarak kaybeden hatta evinde hırsızlara çaldıran ya da daha önce bir çok kez örneğini gördüğümüz (yimpaş, kombassan vs) gibi islamı kullanan dolandırıcılara para kaptırmışlardır... Buna bir son vermek her aklı başında vicdan sahibi kişinin yapması gereken şeydir...

    Bu yüzden mesajınız için çok teşekkür ederim... Buarada şunu da tekrarlayalım... Din Allah ile kul arasındadır yazdıklarımız sadece kendimizi bağlar... Herkesin inancı kendinedir...
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Şimdi gelelim vadeli satış kısmına... Burada satanın 12 ay vadeli satış için istediği fark nedir? Faiz midir yoksa vade farkı mı? Haram diyebilir miyiz bu farka?

    Peki diğer bir can alıcı soruyu sorayım, bu farkı kim belirler? Yani bu örenekte mesela 12 ay vade için %10 fark koydum peki neden % 5 değil ya da %20 değil...

    Eğer vadeli satış ile faiz farkını anlayabilirsek oradan faizsiz bankacılığa geçeceğim...
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evet sorduğumuz sorular bekleye dursun, islami bankacılık konusuna geçiş yapalım... Şimdi siz araba alacaksınız diyelim ve aracın fiyatı 30.000 TL ama sizin toplu paranız yok ve 30.000 TL için kredi çekeceksiniz... Normal bir bankaya gittiğinizde derki size tamam ben aylık %1,5 faiz alıyorum ve senden toplamda 36.000 lira geri alacağım... Siz de tamam dersiniz ve 30.000 lirayı alıp gider aracı satana verirsiniz... sonra da faiziyle birlikte geri ödersiniz...

    Ancak bir katılım bankasına giderseniz banka size der ki, ben bu aracı senin yerine satıcıdan peşin 30.000 e alırım sana vadeli 36.000 e satarım der... Sen de tamam dersin banka sana para vermez, banka satıcıya parayı gönderir ve sen aracını teslim alırsın... Sonra da bankaya borçlanırsın...
    Alıntı VOBiX Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Faiz tartışmaları olmuş okuamdım ama kendi fikrimi yazıp gidiyorum :

    Kur'an-ı Kerim'in indiği dönemde faiz sistemi devlet kontrolünde ve resmni olarak yapılmıyordu. İsteyen istediği kadar faiz oranını keyfine göre belirliyordu. Üstelik faizle para alacağın yer bir iki kişi ile sınırlı di şimdiki gibi 40a yakın bankadan taksit mikatrını ve vadesini seçme imkanınız yoktu. Yani bu iş faizcilikten çok tefecilik şeklinde çalışıyordu. O zaman alınan borç genelde zor durumda ödemeyi gidermek için kullanılıyordu. Şimdi ise hem borçları kapatmak için hem de yeni yatırımlar yapmak için kullanılıyor.

    Bütün emeğin ve vaktin mevcut işinde sabit maaşla çalışmakla geçiyor. Oradan apra kaznaıyorsun. İhtiacın fazlası oalrak biriktirdiğin parayı ise kenara ayırıyorsun. Faiz haram diye kenarda sabit bekliyor. Enflasyona yenik düşüyorsun. Yıllık enflasyon %8 olsa her yıl bir aylık çalışman enflasyon nedeniyle yok oluyor. Emeğin israf oluyor. İsraf haram değil mi? O dönemde alım gücünü gösteren enflasyon var mıydı? Üstelik her yıl toplam mal varlığının 40ta birini zekat olarak vereceksin. Düşün 40 bin TL mal varlığın var 1000 TLsini zekat olarak verdin. 39000TLn kaldı. Yılsonuna kada aldığın maaştan 1000TL daha biriktirin ama yılsonu zekat vakti geldi ve dişinden tırnağından arttırdığın bu 1000 YTLyi yine zekat olarak verdin. Yine kaldı sana 39000TLlik mal varlığı. Bak şimdi burada ne ortaya ne çıkıyor. Sen bir yıl çalışıyorsun bazı ihtiyaçlarından kesiyorsun 1000TL para arttırıyorsun ama bunu belki de hiç çalışmayan (işssizlik bahane millet iş beğenmeiyor. SEzonuk tarım işçisi ihtiyacı asla bitmiyor ama kışın çamurda zeytine yazın sıcakta mısıra tütüne gitmek zor gelen vatandaşa) vatandaşa zekat olarak veriyorsun. Çalışmayan emek harcamadan para kazanıyor.O para helal mı?

    Bir soru daha : Sigara içen kişiye zekat almak düşer mi? Sigara para bulan adam karnını doyurmaya nasıl para bulamaz? Sigara haram mıdır? Açıkça sigara haramdır yazmaz ama zararlı bir maddedir. üstelik alkol haram denilir ama kontrollü kullanıldığında vücuda ve kalbe faydası bilim adamlarınca ispatlanmıştır. Sigaranın bir faydasına henüz rastlanmamaıştır. Üstelik zararlarına Selendi dedki olayla yeni bir boyut eklenmiştir.

    Altın almak haram değil ama dünyadaki ekonomik değişimlere göre değer kazanıp kaybediyor. Aynı borsadaki gibi altından kazandığınız para başkasının cebinden çıkıyor.

    Çiftçi tarlasına ekeceği ürünü seçmeden önce o ürünün hasattan sonra para edip etmeyeceğini düşünmek zorundadır. Bunun için küresel ısınma gbi hava koşullarına (global ekonomik gelişmelere) ürünün hasat dönemindeki arz talebine (değerlenip değerlenmeyeceğine) vb bir çok nedene bakması gerekir. Çiftçimiz tüm bunlar gibi araştırmasını yapmadan sırf o yıl az üretildiği için para eden bir ürünü eker ve seneye de herkes o ürünü önceki yıl para ettiği için ekmişse arz bolluğundan fiyatı düşeceğinden zarar edebilir. Bunun sebebi çiftçinin bilgi eksikliğidir.

    Çiftçimiz ürünü seçti diyelim ama tohum ve gübre alacak para yoksa üretim yapamayacaktır. Bu durumda birisinin sermayesindne faydalanıp ortaklığa üretimde ortaklığa gidecekelrdir. Birisi emeğini ve tarlasını koyacak diğeri de gübre ve tohum koyacak ardından hasatı paylaşacaklardır. Bunu yapmazlarsa çiftçi başkasının elkine bakacak çalışamayacak ve üretmeden tüketmek durumunda kalacaktır.

    iddia :''ceza alanı içinde 9 kusurlu hareket penaltı değildir.''

    cevap: penaltıdır...

    yorum:''herkes kendinden sorumlu vaaza gerek yok.''

    yazılanları sonuna kadar okumanızı tavsiye ederim...

    ceza alanı içinde 9 kusurlu hareketin penaltı olduğu kuralı konulduğpu zman ile şu anki zamanda oynanan futbol aynıdır ve ve bir değişiklik olmamıştır fakat faizin harma kılındığı dönemki faiz ile şu anki fazi arasında farkalr vardır. Kuranda aşırı hız yapmak günahtır vb bir şey yazmıyor ama günümüzde aşırı hızın kazalara neden olmasından dolayı suç sayıldığı bir gerçek. Bu yüzden dönemelr arası farklılıkları göz ardı edemezsiniz.

    Faiz helaldir ya da haramdır demiyorum. Faizin niteliğine inilip ne amaçla kullanıldığına bakılmalıdır. İki taraf da fayda görüyorsa bence sakıncası yoktur. Fakat fazii alan kişi faizi veren kişini zor durumundan faydalanıyorsa orada sorun varır. Faizle konut kredisi çekip ben faiz ödedim bankanın aldığı faiz haram dersen ayıp edersin. Banka sana zorla vermiyor konut kredisini ya da sen evi almak zorunda değilsin kirada da oturabilirsin. Biriktir paranı ev parasına ulaşınca alırsın.

    Kredi kartı olayında da alışveriş mağazasına ya da hiper markete girip de ihtiyacından fazlaısnı gereksiz ve boş şeyleri sırf nefsini tatmine tmek için alırsan kazandığından fazla harcama yaparsan sonra da kredi kartı borcum var ödeyemiyorum diye ağlarsan yine ayıp edersin. Atalarımız ayağını yorganına göre uzat diye boşuna dememişler. Atşeler yeni koltuk takımı almış bizim neyimiz eksik biz de alalım 2 yıl oldu taş gibi daha koltuk takımıız ama rengi güzel değil. Ahmet bir mont almış ben de alayım. Ulan millet de insan ben de insanım benim neyim eksik diyip eğlenmeye Lailaya Reinaya gdersen olmaz. Nefsien hakim olup gücün kadar yaşamayı bilmek lazım.

    Herkes gücü kadar yaşarsa paraya yani krediye talep oluşmaz talep azalınca fiyat(faiz) düşmek zorundadır. Bu da insanların bireysel oalrak ke ndinde biter. Yani herkes kendinden mesuldür. Biinin aldığı faiz haramsa hesabını kendisi veri sen veya ben vermem. O da kişinin inacına ve düşüncesine bağlıdır.
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Buarada emek harcanmadan kazanılan tüm paralar haram değildir... Mesela miras... Senin Mısırdaki dedenden sana miras kaldı diyelim sen adamı hiç tanımıyorsun görmedin ama mal mülk sana kaldı... Senin emeğin var mı, yok ama helaldir... bence
    Alıntı Astatin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ha birde ekleme;
    Bankaları sevin yeşili koruyun. Neden? Paranızı veriyorsunuz ve size geri ödeme garantisi veriyor..Ödeme garantisi bile tek başına bir hizmettir..(bakınız erken zaman kapitalizmi)...tefecilerle bankaların (yazılarda bazı yerlerde aynı kefeye konmuş) müşteri kitlesi farklıdır..Banka müşterisi olamayacak adam tefeciye gider. bankalar; finansal aracılık işlevini minimum kaynak israfı ile yerine getirmeye çalışan güzide kurumlardır...1000 adamın parası var, bir adamın yatırım isteği ve aklı var..Banka 1000 adamın parasını 1 adama verir..Adamın işi tutarsa herkes kazanır...Tutmazsa, para sahibi 1000 adam kaybetmez ...v.s. v.s. gibi basit çok örnek verilebilir..eğer serbest piyasa diyorsanız bankaları ve faizi seveceksiniz...teori çok basit;
    FAİZ PARANIN FİYATIDIR..gerisi traş...tefecilikle bankacılık aynı şey değildiiiiiirrr..
    Ha dünya görüşünüz itibariyle -kapitalizm karşıtı olarak- bankalara "yasal hırsızlar" (b.brecht) diyebilirsiniz.. ama hem serbest piyasaya hem ticarete evet deyip, faize hayır demenin mantığı yIrok...peyniri bir bakkal 10 liraya alıp 12 ye satıyorsa, banka da parayı 10 liraya alıp 12 ye satacak tabiki..malın ticareti oluyorsa paranın da ticareti olur.. alıpFAİZZZZZ PARANNINNNN FİYATIDIRrrrrrrrr... neaaaaa

    ha bu arada ben bankaları aklayan bu açıklamaları klasik kapitalist iktisadın tanımları olarak veriyorum..yoksa ben bir kapitalizm sever değilim..dedimya, kapitalizm tüm kötülüklerin anasıdır..
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evet doğrudur zaten buna karşı çıkıldığı islam ekonomileri ve şirketleri geri kalmıştır... Çünkü rakibi olan firma projeyi bulmuştur ve gerekli sermayeyi bankadan kredi çekerek karşılamıştır... Oysaki sen faiz haramdır diyerek kredi çekmezsin ve büyüyemezsin... Adam malını sigortalar, yangın çıkar, taşımada mal hasar görür ama parasını sigortadan alır... Aynı durum senin başına gelir ama sen sigorta haramdır diye sigorta yaptırmamışsındır...

    Buradan şu anlaşılmasın sakın, başkaları yaptığı için senin de yapman gerekir gibi birşey söylemiyorum... Yani herkes çalıyor biz de onlardan geri kalmak için çalmalıyız gibi birşey söylemiyorum

    Bir ekleme yapayım... Kırmızı ile alıntıladığım cümlene... Normal bankalarda o bir kişi parayı kaybederse 1000 kişi yine bankanın tahahut ettiği faizi alır... Ama İslami bankacılıkta alamaz (almamalıdır) Banka ay sonunda karda ise kar payı dağıtır, değilse dağıtmaz, zararda ise zarar yansıtır... Normal bankada ben 100 lira para yatırdım sen banka olarak bana dedin ki ben sana yıl sonun da 110 lira geri vereceğim... Yıl sonunda ben o 110 lirayı ssenden isterim, senin o parayı kredi olarak verdiğin adam parayı batırdı mı batırmadı mı beni ırgalamaz
    Alıntı ilkokul2terk Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Islam mantık değil vahiy dinidir.mantıkla acıklanmayacak seyler vardır.aslında bütün dinler öyledir.delil ve dayanak aramakta mantıksızlıktır.sonucta fizik kimya değildir.inanclar üzerine tartısılmaz,tartısılmamalıdır.
    bana göre tabe.
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Dedim ya ben pozitivist islama daha yakınım... Mantıksız olan şeye inanmam
    Alıntı Cerphin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    enorton, düşüncelerine sonuna kadar katılıyorum..

    islam dini; mantık dini, ezber dini değil.. ama ezberle ezberle otur dediler bize hep sorgulamaya, mantık süzgecinden geçirmeye kalkma, zinhar çarpılırsın..

    ama sen kaşındın ne diyim arkadaşım.. uğraş dur sabit fikirli insanlara laf anlatacağım diye..
    Alıntı VOBiX Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    İslam vahiy dini olsa da mantıksız sebepsiz emirler içermez. Eğer her denilene inanılırsa sahte hadislerden şeyhlerden peygamberlerden kurtulmayız.
    Alıntı ilkokul2terk Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Islamı mantıkla bagdastırmayın.Size gülerler.

    Sabit fikirli insan tanımı nedir?
    -Hz Musa'nın denize asasını koyup yardığını,Hz Isa'nın ölüyü dirilttiğini,Hz.Meryem'in bakire olarak doğum yaptığını ,Hz Muhammed'in Mekke'den Kudüse oradanda Allah'ın huzuruna cıktıgını kim acıklayabilir o kadar mantıklıysanız.

    Veya;
    -Dünya'da ki hersey bir sürectir.Hersey doğal olarak olusmustur.Dinler yalandır..Insanları uyutmuslardır.

    Iki görüşte önemsenecek görüştür.Kim neye inanırsa inansın.

    Dine inanan biri karşı tarafın tezlerini "mantıkla"çürütemez.Cünkü Allah'ın varlığını "eger karsısındaki pozitif bilimlere inanan biriyse" ona anlatamaz..Diğeride varlığını anlatamaz.

    Ama insanların,karşı görüşü "sığ" olarak görmesi anlamsızdır ve bu kargaşa, "inanç konularının tartışılması" sonucunda doğar.Tartışılmaması gereken "inançtır".Ve inanç tartışılmamalıdır.

    alivederçi.
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Son paragrafı yazmasaydın bu mesajındaki konuları tartışabilirdik ama bu topikte bir Allahın kulu inanç tartışmadığı halde sanki insanların inancı tartışılmış gibi göstermeye çalıştığınız için cevap vermeyeceğim...

    Sadece şunu söyleyeceğim; gerçek mucize ateşin yakması, suyun akmasıdır...

    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Valla bizi aşmaz da malesef tartışmalar ciddi bir temele oturamıyor.. Sabahtan beri burada konuları ciddi bir platforma oturtmaya çalışsam da birileri özellikle meseleleri sulandırmaya ve konuları başka taraflara çekmeye çalışıyor... Ben yine ciddi olarak konuları (inançları ve ibadetleri değil) tartışmayı isteyenleri bu topiğe bekliyorum... Ama önce 4-5 dk ayırıp bu topikteki konuyla alakalı geçmiş mesajları da okusunlar, kendimizi tekrar etmek zorunda kalmayalım...

    Hocamızın aşağıdaki sözleri bugün içersine düştüğümüz durumu nasıl da güzel açıklıyor...

    Muhammet Nur Doğan: Allah Resulü'ne gönderilmiş olan Kuran'ın temsil ettiği İslam ile bugün yaşadığımız İslam arasında dağlar kadar fark vardır. Biz zaten İslam'ı değiştirdik, aslına benzemeyen bir şeye soktuk. Biz zaten dini negatif anlamda reforme ettik. Aslı astarı belli olmayan düşüncelerle İslam dininin temel çizgileri kayboldu. İslam bugün bir kültür meselesi haline dönmüştür. Din ile kültür özdeş haline getirilmemelidir. Dinin asıl meselelerini bir kenara koyup detaylara takılıyoruz.
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Soru: Türkiye'de yaşayan müslümanların Kur'an konusunda, din konusunda en birincil meselesi nedir?

    Cevap: Dinin Kuran'da olduğuna tam karar verememesidir. Kuran'ın bir takım insanların inhisarında olduğuna inanmalarıdır. O'na herkesin ulaşamayacağına inandırılmış olmasıdır.
    Tercümeler yapılır ama, bu tercümelerin kime yazıldığını veya ne işe yarayacağını bile anlatmazlar yazanlar. Halbuki Kuran'ın her bir dile tercüme edilmesi demek, tercüme edilen dili konuşanların okuması ve anlamaya çalışması demektir. Yoksa niye tercümeler yapılsın ki. Evet. Bize göre her insan Kuran dilini bilmeyeceğine göre, kendi diline çevrilmiş ve tercüme olduğu halde meal denilen kitapları okumalı ve Rabbinin kendisinden ne isteğini anlamaya çalışmalıdır. Bu yapmadığı sürece, Kuran Müslümanların din kitabı haline gelemez. Ve diniyle arasına giren saracıların tespit ettiği çerçevede bakmak zorunda kalınır. Selam ve sevgiler.

    ************************************************** ***************************

    Soru: Kur’an elimizde olduğu halde niçin Din elimizden kayıp gitti?

    Cevap: Kuran insan için değil melekler için gelmiştir ve onun için de insan ve cinlerin ulaşamayacağı yüksekliklerdedir. Eh, ona ulaşılamayacağına göre, müşahhas olarak görülüp durulan güçlülerin emirlerine uyulur ve her türlü sorumluluktan kurtulunur. Biz kimiz Kuran ki? Onu ancak Allah'ın imtiyazlı kulları ellerine alabilir. Onunla bizim aramızda yüce insanlar vardır. En yüce insanlar da her halükarda itaat edilmesi farz olan yönetim kadrolarıdır. Onların emri dururken, Kuran da ne demek oluyor ki. Onun için Kuran dinine değil, devletin dinlerine girmek, istemezse de çıkmak gerekmektedir. Ve Kuran anlaşılmaz denmiş, anlaşılan insan sözleri Kuran'ın yerine ikame edilmiştir. Bir bakıma Kuran dini büyütülmüş, onu taşımakla mükellef insan ise alabildiğine küçültülmüştür. Ne yaparsa yapsın zavallı insan, Kuran'a ulaşamamış ve ondan uzaklaşmıştır.Böylece devre dışı kalmıştır Allah'ın kelamı Kuran. Selam ve sevgiler.
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Soru: Sizce Kuranı Kerim’in bazı ayetlerinin keçi tarafından yendiği söylentileri gerçekmidir? Gerçekse hangi ayetler ve bununla ilgili bir düzenleme yapılabilmiş mi? Gerçek değilse böyle bir söylenti neden çıkmış olabilir?
    Teşekkürler…
    Saygılar.

    Cevap: Evladım. Kutsal kitaplar arasında, resulünün ağzından çıkan ayetleri hemen yazıya bağlayan tek kitap Kuran’dır. Çevresinde bulunan vahiy yazarları, daha ayet Resulün dudaklarından dökülürken hemen yazıya dökerler ve sayfalar halinde emniyete alırlardı. İşte bu kadar titizlikle kaleme alınan ayetler sayfa halinden kitaba dönüşmüş ve eksiksiz olarak bize kadar ulaşmış tek kutsal kitaptır. Bir çok kopyası olan ayet yazılı sayfaların belki bir iki kopyası keçi ya da başka ot yiyici hayvanlar trafından yenmiş olabilir. Ama bütün kopyaların yenmiş olması düşünülemez bile. Hem hiçbir kopyası kalmamış olsa bile, her ayet birçok kişi tarafından hıfz edilmiş olduğu için yine hiçbir eksik olamaz.
    Neden mi bu gibi rivayetler yayılmıştır? Su uyur ama kutsal kitapların düşmanları uyumaz da ondan. Selam ve sevgiler.
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Soru: adem as dan önce yeryüzünde yaşayan canlılar sadece melek, cin, hayvanlardan mı ibaretti? ALLAH CC insanı yaratırken melekler insanın imine dahi karşı çıkmışlardı ki ilk defa duyulan bir isim insan adem as?

    Cevap: İçinde yaşadığımız ilahi muhtemelen beşinci devrin ya da günün (çünkü inancıma göre altıncı gün topyekün canlı helakinden sonraki dünya zamanıdır) başlangıcından bu yana var olan yaratıkların tamamı vardı. Sadece bugün adına insan denen yaratık da, belki en ileri ve insan olmaya en yakın bir noktada, ama yine de diğer canlılar gibi içgüdüleriyle ve seçimsiz bir hayat yaşamakta olan iki ayaklı bir yaratıktı. Dağlara taşlara ve her şeye yapılan ilahi sorumluluk teklifini sadece bu iki ayaklı yaratık kabul etti, kendisini sorumlu ve seçimli bir hayata sıçratan üflenilen ilahi ruhla birlikte, bugünkü insan şekline girmiştir. Maymundan ayrı bir türdür, ama ondan daha fazla idrakli değildir. Ama üflenen ilahi ruh ona üflenmiş, seçimsiz ve sorumsuz hayattan seçimli ve sorumlu bir hayata sıçrama yaptırılmıştır yaratıcı kudret tarafından. İşte bu geçiz zamanının en önde gelen kişisi, imamı, önderi, üflenen ruhtan en büyük payı alan kimse Adem adını almış ve bundan sonra da insanlık alemi ilk liderinin ismine bağlı olarak Ademoğlu sıfatını kazanmıştır.

    Meleklerin karşı çıkmaları sembolik sahnelerdir. Yoksa melekler kendi başlarına hareket etmezler ve Rablerine itiraz etmek hakları yoktur. Çünkü bu hak ancak kendisine ilahi ruh üflenerek diğer yaratıkların çok üzerindeki bir noktaya sıçratılan insana verilmiş sadece. Yüce Rabbimiz bize bazı durumları anlatmak için, tamamen kendi emrine tabi, kendine ait bir kişiliği olmayan meleklerle ifade buyurmuştur bir çok halleri. Beşer insan olmaya doğru evirilirken, Allah ile melekler arasında geçen diyalog, aslında yaratıcının monoluğudur. Kendi monoluğunu meleklerle diyalog şeklinde dışa vurmuştur, mesela, “Ben şimdi insanı yaratmaktayım, yaratılma bittiği zaman ona secde edin” şeklindeki ifadeleri ile.
    Selamlar ve sevgiler. İ.K.29/7/2005
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Geldik zurnanın zırt dediği yerlere

    Soru: Hz. Adem'in yaratılışı hakkında Kuran ne demektedir. Şayet, hepimiz Adem ve Havva’dan üremişsek, o zaman insanların çoğalmasında enses ilişki var demektir. Nitekim de öyle inanılmakta ve kardeşler arasında evlilikler eskiye dayandırılmakta ve enses ilişkiler meşrulaştırılmaktadır. Biz, yüce yaratıcının böyle ters bir işe izin vereceğini sanmıyoruz. Ama, bilinen gerçekler de ortada. Siz Kur'an'dan delil getirerek bizi aydınlatır mısınız. İçimizdeki şüpheyi giderir misiniz. Bunu yaparsanız hem bize, hem de bütün bir insanlığa büyük hizmet vermiş olursunuz. Saygılar.

    Cevap: İnsanın yaratılışıyla ilgili sayısız ayetlerden bazılarını kendi mealimizden aşağıya aldık. Şimdi, bu ayetleri bir bütünlük içinde incelemeye çalışalım ve yaratılışın nasıl başladığını ve tamamlandığını anlamaya çalışalım:

    "İnsan, diğer yaratıklardan ayrılıp anılır ve bahse değer hale gelinciye kadar uzun bir müddet geçirdi. Doğrusu o ki, Biz insanı çeşitli aşamalardan geçirerek oluşturduğumuz nutfeden yarattık Ve sınamak için ona göz ve kulak verdik. Sonra ona doğru olan yolu gösterdik. Artık isterse bütün bunlara şükretsin, isterse de küfretsin." (İnsan:1-3)

    "Ey insanlar! Sizi aynı cevherlerin özünden erkekler ve kadınlar olarak çift çift yaratan, o çiftler aracılığı ile yaratmasını sürdüren Rabbinizden korkun! Adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Çünkü Allah sizi gözlemektedir."(Nisa:1)

    "Ey İnsanlar! Eğer ölümden sonra tekrar dirileceğinizden şüphe ediyorsanız, bilin ki, Biz sizi önce topraktan, sonra da bir zaman dilimi içinde çeşitli evrelerden geçirip pıhtılaştırdığımız sudan, sonra da varlığı belli belirsiz bir küçük et parçacığından yarattık ki, bunu bilip kudretimizi anlayasınız. Sizi dilediğimiz süre rahimlerde tutuyor, sonra doğmanızı sağlıyoruz. Daha sonra gelişip büyürsünüz. Bununla birlikte kiminiz büyümeden ölür, kiminiz de bildiklerini unutacak kadar uzun yaşar ve öyle ölür. Yeryüzünü kupkuru bir çöl gibi gördükten sonra, oraya su indirdiğimizde titreşip kabardığına ve içinden çıkardığı çifter çifter çok güzel bitkilerle o kurumuş yeryüzünü örttüğüne şahit olursunuz.(Hacc:5)

    "Sonra da onu nutfe halinde daha sonraki evrelere ulaşacağı konuma yerleştirdik.Orada nutfeyi alâka (balçığa) çevirdik. O balçık halinden de bir çiğnemlik ete dönüştürdük. O çiğnemlik etten de kemikler ürettik. O kemiklerin üzerini etle örttük. Sonra daha başka aşamalardan geçirerek, son merhale olarak gördüğünüz insanı meydana getirdik. Allah yaratıcıların en güzeli ve en yücesidir.(Mü'minun:12-14)

    "O her şeyi hiç eksiksiz bir yapıda yarattı. İnsanı ilk olarak çamurdan var etti.Sonra da onun neslini basit bir suyu aracı kılarak çoğalttı. Sonra onu şekillendirdi, ve daha sonra da ona ruhundan üfledi ve sizi, işiten, gören ve düşünen varlıklar haline getirdi. Ne kadar da az şükrediyorsunuz öyle." (Secde:7-9)

    "Sizi aslî cevheri toprak olan pıhtılaşmış sudan yaratan ve sonra da çiftler haline getiren Allah'tır. Bir dişinin hamile kalması da, doğurması da O'nun değişmez kanunlarındandır. Bir canlının ömrünün uzatılması da, kısaltılması da O'nun yaratılış kanunlarına bağlıdır. Elbette bütün bu kanunları koymak, O Allah için çok çok kolay işlerdendir.(Fatır:11)

    "O Allah, aslınızı topraktan, daha sonra da çeşitli evrelerden geçirerek pıhtılaştırdığı sudan yaratıyor ve bir bebek olarak dünyaya çıkarıyor. Sonra da zamanla birlikte her açıdan güçlendiriyor, büyütüyor. Daha sonra da ihtiyarlatıyor. Bazılarını gençken öldürüyor, bazılarını da belirli bir zamana kadar yaşatıyor. Ömrünüzü belli bir müddete kadar sürdürmesi, belki de aklınızı başınıza almanız ve düşünmeniz için size verilmiş olan bir müddettir.(Mü'min:67)

    "Bir zamanlar Rabbi’nin meleklere ne dediğini çok iyi düşün!... O, meleklere, "Ben kendine has bir kokuya sahip çamurla, ondan daha sertleşmiş balçığı birleştirip bir insan yaratacağım, onda kemik var edip, onun üzerine de geçireceğim etle biçim vereceğim. Onu tam şekillendirip ruhumdan üflediğimde, ona secde edin!..." demişti.(Hicr:28-29)

    Sizi çeşitli evrelerden geçirerek yerden çıkan bir bitki misali yarattığı halde, bütün bu varlığı hiç yoktan yaratan Allah'ın azametinden niçin korkmuyorsunuz?(Nuh:14)

    Yukarıdaki ayet meallerine görmek için baktığımızda, açık açık şu aşamaları görürüz.

    İnsanın yaratılması dört etapta tamamlanmaktadır ve aynen bitkiler gibi ortaya çıkmaktadır. Toprağın, suyun, ateşin ve havanın bileşiminden oluşuyor insan yaratılışı. Toprağı toprak yapan suyu da su haline getiren bütün cevherler birleşip çamur oluyor, ısının, hararetin iç yapısıyla birleştikten sonra havayla buluşuyor ve fizik yaratılma tamamlanmış oluyor.

    Peki fizik olarak bildiğimiz ve tanıdığımız yaratılma ne oluyor da insana dönüşüyor. İşte, bütün mesele buradadır. Toprak, su, ateş ve havadan yaratılan mahluk nasıl oluyor da insan boyutuna sıçrama yapıyor.İşte bu olay, yaratıcının üflediği ruhla bağlantılıdır. Bir bakıma ilahi şuurla insanlaşıyor fizik olarak var olan ve içgüdüleriyle tıpkı hayvanlar gibi yaşamakta olan yaratık.

    Dağlara taşlara yapılan sorumluluk alma teklifini yalnız cahul ve zalim beşer kabul ediyor ve ruh üflenme nimetine kavuşmuş oluyor.
    Çamur (meni), balçık(yumurta)dan yaratılan beşer, can buluyor, sonra da biçimlenerek, ruh üflenme aşamasına ulaşıyor ve insanlaşıyor.

    Evet, yaratılış etapları kısaca böyledir. Suyla karışmış ve Çamurlaşmış, sonra balçıklaşmış, daha sonra da bildiğimiz biçimi almış, ve daha sonra da kendisine ruh üflenerek insanlaşmış bir yaratıktır insanoğlu.

    Bildiğimiz insan yapısında bir mahluk yaratılmış, ve iç güdüleriyle yaşamaya başlamış, yaratıcı gücün arzusuyla ruh üflenecek aşamaya gelerek insanlaşmıştır. Ve elbette insan fiziğindeki bu yaratık bütün yaratıkların cevherinden gelmeydi, tıpkı otlar ve diğer yaratıklar gibi tek değildi. İçgüdüleriyle yaşayan bir yaratık zümresiydi ve bu zümre ruh üflenerek insanlık boyutuna sıçratılmıştı.

    İşte Adem aleyhi selam bu noktadan sonra devreye girmekteydi. Fizik olarak insan şeklinde, tıpkı diğer bütün yaratıklar gibi içgüdüleriyle yaşayan zümreye ilahi ruh üflenmiş ve insanlık boyutuna sıçratılmıştı. İşte bu sıçramada en çok pay sahibi olan kişi Hz. Adem olmuş ve sıçramadan sonraki insan halinin ilk lideri olmuştu. Yani, üflenen ruhtan en büyük payı almış ve insan olmanın en ileri derecesine ulaşmış ve de eşyanın ve olayların isimlendirilmesini en iyi yapmış kişidir ve insanlaşmış ilk neslin öncüsü olmuştur Hz.Adem. Onun içindir ki, bu ilk insan nesli Adem nesli olarak anılmıştır.

    Diğerleri de insandır artık ama, geldikleri aşamanın içgüdüsel karakterini de birlikte getirmişler ve tam insan olamamışlardır. Ve insanın bu yapısı devam edip gitmektedir. Geldikleri iç güdüsel şartlardan vasıflar taşımaktalar ve güdülen cinler olarak kalmaktalar.
    Demek oluyor ki, yaratılma tek değildir, çift çifttir ve çoktur. Adem nesli de çoktur ve enses ilişki de yoktur.

    Bu yaratılma konusu insan için en önemli bir konudur ancak ontoloji ile uğraşan birçok bilim adamının, yaratılış aşamasının her bir etabına tarifler ve isimler getirerek bir literatür oluşturması gerekmektedir.Selam ve sevgiler. İ.K. 21/Mart/2007
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    BÜYÜ

    Soru: sizce büyü gerçek midir. böyle bir şey var mı . varsa nasıl kurtulunur.

    Cevap: İki türlü inanç vardır. Biri aklını kullanmayan dolayısı ile de zayıf kalan kişilerin inancı. Ki bu inançlar büyük oranda hurafelerdir. Büyü de hurafedir ve inananları vardır. İnananlar için büyü de vardır fal da.
    Ama aklının götürdüğü kararları iman haline getirmiş kemseler için ne büyü vardır, ne sihir. Onun için onları büyü ve sihir etkilemez. Yani aklıyla kararlara ulaşmış müminleri icat edilmiş sanal var oluşlar asla etkilemez. Selamlar ve sevgiler.İ.K.17-Eylül-2004
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Büyü diye bir şey yoktur. İnsanoğlu kendi kusurlarını, bir neticeye ulaşmak için gereken sebeplere sarılamadığı ya da eksik sarıldığında, bunlar kendi eksiklikleri olduğu halde, bunları başta büyü olmak üzere, zamana, şeytana,nazara ve hatta Allah'a, hasılı kelam hep başka müessirlere ve sebeplere yükler ve kendini sorumluluktan kurtardığını sanır. İşte büyü da kendini sorumluluktan kurtarmak için bulanan hayali sebeplerden biridir. Bir düşünsenize, bir kötü niyetli kişi sizin için menfi neticeler doğuracak büyüler yapıyor ve siz de hiç bir suçunuz, kusurunuz ya da eksiğiniz olmadığı halde, bir kötü adamın yaptığı büyü ile hayatınız kararıyor. Nerede o zaman Allah'ın adaleti ya da suçun şahsiliği. Büyüye inanmak bence Allah atılan iftiradır. Selam ve sevgiler.İ.K.1/1/2005
    Alıntı enorton Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Soru: büyü ile verdiğiniz cevapta büyü diye bir şey yoktur demişsiniz, büyü yok ise neden kuranda bakara 102.ayetinde Harut ile Marut adlı 2 melek var ve yine Felak suresinin 1-5 ayetlerinde büyücüler geçmektedir büyü yok ise kuranda niye ismi niye geçiyor açıklar mısınız?

    Cevap:
    "Tutup, Süleyman'ın egemen olduğu dönemlerde olanları, onun aleyhinde olanların uydurdukları yalanlarda aradılar. Süleyman asla gerçekleri örten bir kâfir olmadı, lâkin ona iftira atan müfteriler, insanlara sihri öğrettikleri için kâfir şeytanlardan oldular. Babil'deki salih kimselerden sayılan Harut ve Marut adlı iki kimseye her hangi bir şey indirilmediği halde, sanki onlara Allah'tan birtakım deliller geliyormuş gibi kabul edilerek, onlardan gelen bilgilermiş gibi yayılıyordu sihirbazlığa dair rivayetler. Halbuki o iki kimse, "Biz sadece sizi imtihan etmek için gönderilmiş birer fitneciyiz. Sakın bize isnat edilen bilgilerin doğru işlerden olduğunu kabul edip küfre düşmeyin" demedikçe, hiç kimseye sihir ilmi öğretmiyorlardı. Oysa, onlar, bu ikisinden, karı-koca arasını açıcı şeyler öğrenmeye çalışıyorlardı. Halbuki ise, Allah'ın izni olmadıkça öğrendikleri bu bilgileri kimsenin aleyhine kullanabilecek de değillerdi. Çünkü zarar verecek bilgileri öğrenmeye çalışıyorlardı. Üstelik de onlar, sihirle uğraşmanın onlara ahirette hiçbir fayda sağlamayacağını biliyorlardı. Kötü amaçla öğrenmek istedikleri büyü ilminin ne büyük vebali olduğunu bir bileselerdi.(Bakara:102)

    Kendi mealimizden aktardığımız bahsini ettiğiniz ayet mealinde de görüldüğü gibi, büyü değil sihirden bahsediliyor. Sihir ise bir ilizyon ve manyetizma ilmidir. İnsanın gözünü bağlayıp olmayanları olmuş gibi göstermek marifetidir.b Ve zamanımızda da çok büyük sihirbazlar ve ilizyonistler vardır. Hz.Musa ile ilgili soruya verdiğimiz cevapta bu konuyla ilgili daha geniş malumat vardır. Oraya bakabilirsiniz. Ya da ayet mealinden gerçekleri süzüp işin künhüne varırsınız. Selamlar ve sevgiler. İ.K.3/1/2005
    Diğer topikte konuyla ilgili mesajları buraya taşıdım...
    Konu para olduğunda herkesin dini aynıdır.

    Voltaire

  20. #12
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    7.391
    Teşekkür Teşekkür 
    8.177
    Teşekkür Toplam Teşekkür 
    14.670
    Toplam Teşekkür
    5.355 Yazısı Teşekkür aldı

    Standart

    Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez, 22 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmada, yüzde 20'lik bir kesimin Kur'an-ı Kerimi hayatta eline dahi almadığının ortaya çıktığını açıkladı.
    Konu para olduğunda herkesin dini aynıdır.

    Voltaire

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 3 kullanıcı var. (0 üye ve 3 konuk)

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •