Bir bağımlılık
olarak para piyasaları Vadeli işlemler borsasında (VOB) işlem yapan arkadaşım için geçen hafta, borsanın yükselişe geçmesi tam bir yıkım oldu. Kredi derecelendirme kuruluşu Standart and Poors'un not artırımıyla borsanın bir süreliğine yükselmesini, pek çok kişi sevinçle karşılasa da arkadaşımın yatırımlarının erimesine neden oldu. Çünkü
o, borsanın düşeceği öngörüsüne göre pozisyon almıştı ve beklemediği bir anda tahmin etmediği oranda fırlayan endeks yüzünden son bir yılda kazandıklarının hepsini, anaparasının da önemli bir kısmını silip süpürmüştü. Birkaç gün ortalarda gözükmedi. Moralinin çok bozuk olduğu haberleri geldi. Sonra asık bir suratla ortaya çıktığında ise sakin kalmaya, paniğe kapılmamaya, gidenin para olduğunu düşünmemeye çalışıyordu. Çünkü para olduğunu düşündüğünde çok canı sıkılıyor, daha fazla kaybetme korkusuyla da panik duygusuna kapılıyordu. "Geçmiş olsun, üzülme yine kazanırsın" türü tesellilerime "tabi canım, üzülmüyorum zaten. Sonuçta para gibi değil, birtakım rakamlar olarak bakıyorum olaya" diyerek geçiştiriyordu. Bir tesellisi daha vardı: Pek çok kişi o kadar çok para kaybetmişti ki! Bazıları eksi bakiyeye bile düşmüş, tüm parasını kaybettiği gibi üstüne bir de borçlanmıştı. Birkaç gün sonra ise kendisine çok kızgın olduğunu söyledi: "Her gün risk yönetimi yapmalıydım ama kayıp olunca canım sıkılıyor diye bakmıyordum. Bu yüzden hatalıyım!" Para piyasalarının aktif ve bilinçli bir yatırımcısı olan arkadaşım bir hafta içinde duygudan duyguya sürükleniyor, üzüntü, panik, öfke, kayıp duygusu, kızgınlık, inkar, teselli arayışı, şükretme vb. arasında gidip geliyordu. Üstelik bu defteri kapatıp çıkamıyor, kayıplarının arkasından bir bardak su içip hayatına devam edemiyordu. Pozisyonunu korumanın yollarını arıyor, kayıplarını telafi edip tekrar artıya geçmenin planlarını yapıyordu. Bunu yaparken de öngöremediği yeni bir dalganın gelip elinde kalan parayı da silip süpürmesinden çekiniyordu. Bu haliyle de şu an yerinde olmak istemediğim insanlar listesinin ilk sıralarında geliyor. Yaşadıklarına şahit olmak, duygusal savruluşların içinde bile aklını ve sükunetini korumaya çalışışına seyirci kalmak bile beni yoruyor. Uykuları kaçarken, kaybetmenin acısına her an dayanmaya çalışırken onun yerinde olmanın neye benzediğini hayal bile edemediğimi fark ediyorum. Zaten tam da bu duygusal yorgunluktan korktuğum için borsa/VOB türü piyasalardan her zaman uzak kalmışımdır. Ama bunun ne kadar adrenalin yüklü bir iş olduğu, işlerin iyi gitmesi halinde insanı Nirvana'nın zirvelerinde dolaştırdığını da tahmin etmek zor değil. Zira dalgayı karşısına değil de, arkasına alabildiğinde 100 milyon dolarlar kazanmanın hesaplarını yapıyordu. Bu aşırı iniş çıkışlara dayanmak hatta bunu istemek için belli hormon seviyesi gerektiğini ise yeni öğrendim... Yani borsa brokerlarının, yatırım bankacılarının, fon yöneticilerini genç ve çoğunlukla da erkek olması da tesadüf değilmiş. Atalarının genlerinden gelen 'av heyecanı'nın peşindeler mi bilemem ama bu işlere dayanmanın/ zevk almanın belli bir testosteron seviyesi gerektirdiği saptanmış. Cambridge Üniversitesi sinirbilim ve finans araştırmacısı John Coates (eski bir broker) bir araştırma yapmış. Seans odalarındaki borsacılardan gün içinde değişik saatlerde tükürük örneği alarak bunları incelemiş. Çoğu genç erkekler olan bu insanların sabah saatlerinde testosteron oranlarının da özgüvenlerinin de yüksek olduğunu keşfetmiş. Yaptıkları işlemler kazanç getirdikçe öğleden sonra hormon seviyelerinin iyice arttığını ve kendilerini giderek daha 'yanılmaz' ve 'yenilmez' hissettiklerini fark etmiş. İşte tam bu nokta, borsalarda ve tüm yatırım araçlarında faciaların başladığı nokta sanırım. Çünkü kendine güveni aşırı şişen bu genç adamlar, iyice yükselmiş testosteron seviyelerinin de etkisiyle aşırı risk almaya, sınırlarını zorlamaya başlıyorlar. Tahmin edebileceğiniz gibi aşırı kendine güvenin oluşturduğu balonlar bir noktada patlayıp hisseler düştüğünde de, testosteron seviyeleri normale dönüyor. Coates, 2000'deki İnternet çöküşünü de 2008 emlak krizini de ve hatta son iki aydır yaşanan küresel krizi de hep bu döngüye bağlıyor. Haklı mı kestirmek zor ama çok iyi eğitimli, zeki, yüksek kapasiteli insanların çalıştığı bu sektörün sürekli problem çıkartıyor olmasının ve bıkmadan akıldışı kararlar almasının bir açıklaması olmalıydı elbet. Ve anlaşılıyor ki gerçekten çelik gibi sinirleri, duyguları üzerinde tam kontrollü olanlar dışında hiç kimsenin bu işlere girmemesi gerekiyor. Zaten 2002 yılında davranışsal finans alanındaki çalışmalarıyla Nobel Ekonomi Ödülü alan Daniel Kahneman'a göre zarar etmenin acısı, kâr etmenin hazzından çok daha yüksek. Tıpkı arkadaşımın 'canı sıkıldığı için her gün risk analizi yapmaması yüzünden daha çok para kaybetmesi' gibi... Kahneman'a göre pek çok kişi bu yüzden zarar eden hisseleri zamanında satıp pozisyonlarını kapatamıyor. Bu konuda ilginç başka bir bulgu da Stanford ve Kellogg üniversitelerinden iki kişinin ortak çalışmasından gelmiş: Knutson ve Kuhnen, al-sat kararı veren yatırımcıların beyinlerini taramış. Büyük risk iştahı olanların beyninde 'nucleus accumbens' bölgesinin aktive olduğunu saptamışlar. Yani yiyecek bulduklarında ya da av peşine düştüklerinde hayvanlarda faaliyete geçen bölge. Aynı anda insanların kendisini iyi hissetmesine neden olan dopamin hormonu salgısını da arttığı fark edilmiş. Riske karşı temkinli olanların beyninde ise 'arterior insula' denilen endişe, acı gibi duygular yaşandığında aktive olan kısım faaliyete geçmiş. Burası aynı zamanda kötü bir koku aldığımızda, tehlike sezdiğimizde harekete geçen beyin bölgemiz. Kısacası bazı insanlar risk karşısında heyecan, dinçlik hissederken bir kısım ise riski acı, endişe, yaşamı tehdit eder bir durum olarak yaşıyor. Ve sanırım bu temel fark da, bir insanın kumarbaz karakterli olup olmadığının belirlendiği nokta. Yıllar önce röportaj yaptığım bir kumarhane sahibi, kendinden çok emin bir biçimde bana şöyle demişti: "Sigara, alkol, bilgisayar ne olursa olsun, bana herhangi bir bağımlılığı olan birini getir ondan altı ayda kumarbaz yaratamazsam kafamı keserim!" Sanırım bu gidişle "bağımlılıklar listesine" borsa ve para piyasalarını da eklemek gerekecek...(işte insan ekinde burçak güvenin yazısı...okuyunca beni anlatıyor sandım.

Yer imleri